Angkor Wat

0

İnsanların kökenine, evrimine, biyolojik özelliklerine, toplumsal ve kültürel yönlerine ilgi duyduğum için Antropoloji bölümü istiyordum. Üniversite sınavı sonucuma göre Hacettepe Üniversitesini birinci sıraya yazmıştım. Tam da istediğim gibi Antropoloji bölümünü geçen yaz bitirdim.

Geçen sene Louvre gibi müzeleri gezerek başladım. Bu yaz ise Asya’da bir ülke olan Kamboçya’ya birkaç arkadaşım ile geziye gidiyorum. Gezimizin asıl amacı dünyanın en büyük tapınak şehirleri arasında yer alan Angkor Wat’ta bulunan Angkor Wat tapınağını gezmek. Bir gün okulun kitaplığında gezerken Angkor Wat hakkında birkaç efsane okumuştum. İçlerinden birinde bulunan haritayı da yanımda götürüyordum.

Uçaktan indikten sonra helikoptere bindik  denizine bakıyordum rengi çok güzeldi.İnmeye yakınken nerde olduğumuzu kontrol etmek için haritayı çıkardım ama elime sürdüğüm krem ve rüzgar nedeniyle elimden kaydı ve düştü.

Sonunda yere inmiştik köyün içine girip tapınağı aramaya başladım. Herkes ayrılmıştı. Yanımızda telsiz, su, el feneri, atıştırmalık ve belki kamp kurmak zorunda kalırız diye çadır vardı. Hava kararmaya başlamıştı ve hala bulamamıştık. Haritayı düşürmemiş olsaydım çoktan tapınağı bulmuş olurduk. Köyden biraz uzaklaşmıştım karşıda iki tane ev buldum ve daha büyük gözüken evin içine girdim. Telsizimi alıp “Beni duyabiliyor musunuz?” dedim. Aynı anda “evet” dediler. Çadırlarımızı kuracağımızı ve sabah yola çıkacağımızı söyledim.

Uyandığımda atıştırmalıklardan yeyip tapınağı aramak için yürümeye başladım yaklaşık bir saat içinde tapınağı bulmuştum ama telsizim cebimde değildi. Ne olduğunu anlamaya çalıştım. artık iletişim de kuramıyorduk. Tapınağın içine girdim. Çok büyüktü. Ortasına doğru yürüdüm duvarlarda Latince yazılar vardı. Son yıl Latince öğrendiğim için okuyabilmiştim ama yazıların bir kısmı silinmişti. Yazıda bir kapıdan bahsediyordu.

Kapıyı bulmak için duvarlara dikkatle bakmaya başladım ama kapıya benzer hiçbir şey yoktu. Tapınağın tam ortasında bir havuz vardı kenarına oturup düşünmeye başladım. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Havuzun ortasında bir tuğla vardı ama rengi ve şekli hepsinden daha farklıydı. Tuğlayı incelemek için elime almaya çalıştım ama sıkışmıştı. Son bir kere güçlü bir şekilde çektikten sonra tuğla yerinden çıkmıştı ve havuz benimle birlikte suya düşmüştü.

Gözlerimi açtığımda bana dikkatle bakan, hiç tanıdık gelmeyen bir çift kahve rengi gözle karşılaştım. Etrafıma baktığımda her yerde yapraklar ve iplerden yapılan kıyafetlerle kaplı yaklaşık iki buçuk metre insanlar vardı. Burası çok farklı bir yerdi tepeye baktığımda düştüğüm delik kapanmıştı. Yanıma birkaç yerli gelip kolumdan tuttu ve bir kafese koydular. Konuştukları dili bilmiyordum yüzüme yediğim yumruk ile bayılmıştım. Gözlerimi açtığımda her tarafta içi ölü insan dolu kafeslerle kaplıydı.

(Visited 1 times, 1 visits today)

About Author