1970

     Bu gece, daha önce yaşanmış ve daha sonra yaşanacak gecelerin tamamından daha önemli bir gece. Bu gece 29 Nisan 1970 gecesi yani 40. yaş gecem. bir çok insan 40 yaşına kadar yaşadığın hayatın bir deneyim 40 dan sonrasının ise gerçek hayat olduğunu iddia eder. Fakat benim için işler biraz farklı işlemekte. Ben hayata 8 yaşımda ailemin karnını doyurabilmek için kuzenlerimin yanında hırsızlık yaparak başladım yani zaten hayata 40 yaşımda başladım.

     Kim olduğumu soracak olursanız ben Russell Bufalino. Namı değer ”Küçük Adam”. Bana böyle demelerinin elbet bir sebebi var ve bu sebep tabii ki kısa boylu olmam. Fakat ben bu özelliğimin ekmeğini geçmiş günlerde çok güzel kullanarak bu günlere kadar gelebildim. Kısa boylu olduğum için çok rahat hırsızlık yapabiliyor ve ardından insanların arasına karışarak kayboluyordum. Fakat bu dediğim gibi eskiden yaptığım bir davranıştı. Artık o kadar masum ve küçük suçlar ile ilgilenmiyorum.

18-19 yaşlarıma kadar kendimi ve 2 küçük kız kardeşimi hırsızlık yaparak geçindiriyordum. sonrasında ise çaldığım malları satın alan Tony bir gün bana kolay ve getirisi çok olan bir iş teklifiyle gelmişti. Fakat bu sefer çalacağım şey radyo, televizyon veya mücevherat değildi. Benden çok daha büyük bir şey çalmam isteniyordu. Kokain. Bu işe basit deme sebebim bu mala sahip olan kişiyi geçmişten tanıyor olmamdı. Kendisini daha önce 2 kere soymuştum ve evine girip kokaini çalmak benim için çocuk oyuncağıydı. İşi kabul edip o günün gecesinde malın bulunduğu eve daldım. Herifin kendisi de zaten içiciydi bu sebeple ben girdiğimde çoktan 5. rüyasındaydı. masanın üzerinden yarısı dolu paketi aldım ve diğer odalara yöneldim 3 adet daha paket bulmuştum. Benden 2 paket isteniyordu ve ben fazlasıyla geri dönüyordum. Girdiğim gibi evden yavaşça çıkıp koşarak uzaklaştım. 

Aklımda  tek bir soru vardı ” Fazla malları da vermeli miydim? ” diye düşünüyordum içimden. Sonrasında vermemeye karar verdim. Önce eve uğrayıp paketleri gizledim sonrasında ise Tony ile anlaşdığımız gibi diğer paketleri ona götürüp paramı aldım. Tony bana yeni iş teklifleri getiriyordu bense o işlerden kaçırdığım mallar ile kendim de para kazanmaya başlıyordum. Böyle böyle tam 3 sene işi sürdürdük fakat sonra Tony durumu çaktı ve bir gün beni yanına çağırdı. Durumu öğrendiğini fark etmiştim çünkü artık hırsızlık işini bırakmıştım ve Tonyden mal alan insanlar artık benım kapımı çalıyorlardı çünkü çok daha ucuza ve aynı ürünü satıyordum. Tabii ki beni çağırmasının üzerine oraya gitmedim. Fakat yaklaşık iki saat sonra kapım çaldı. Kapıda Tony ve üç adamı ellerinde silahla dikiliyordu. Bunu üzerine çekmecemden tabancamı alıp kapıya doğru ilerledim. Dış kapının çok ince olduğunu ve kurşun geçirebildiğini biliyordum ve iç tereddüt etmeden dört el ateş ettim. Karşılık gelmişti fakat hepsi kendi boy hizalarında ateş ediyorlardı, benim kısa boylu biri olduğumu hesaba katmamışlardı. Hepsini vurduktan sonra cesetleri halletmesi için malları dağıtmada kullandığım üç adamımı aradım. Ortalığı temizleyip cesetleri ortadan kaldırdılar fakat artık burada yaşayamazdım. Zaten bu döküntü evin artık değişme vakti gelmişti. Kazandığım ilk parayla iki kardeşimi de şehir dışına okumaya yolladım ve artık ortalıkta Tony diye biri de kalmamıştı piyasada sadece benim adım biliniyordu ”Küçük Adam”.

Artık para babalarından biriydim. Adım her yerdeydi. Polisler bile beni tanıyor gördüklerinde selam veriyorlardı çünkü susmaları için neredeyse gelirimin yarısını polisler yiyordu. O kadar ün sahibi olmuştum ki sadece üst kesimin davetli olduğu bir baloya davet edildim. Neredeyse bütün ünlüler, politikacılar oradaydı. Gece olmuş, takımlar giyilmiş, parfümler sürülmüştü. Baloya girmem ile insanlar etrafımda toplanmaya başlamışlardı. Çok kaliteli insanlar ve çok güzel hanımefendiler ile tanıştım. Geceyi balo sonrası otel odasında geçirecektim ve benim gibi birine o otel odasına yalnız çıkmak yakışmazdı. Baloda tanıştığım çok kibar ve bir o kadar da tatlı bir hanımefendi ile odama çıktım. bardaklarımıza birer alkol doldururken odadaki telefon çalıverdi. Tam elimi attım açacakken ” Dur! Sakın o telefonu açma.” diye bağırdı odamdaki kadın. Bir anlık korku ile geri adım attım. Sonrasında ”Ne oldu” diye çıkıştım. Sonrasında belinden çıkarttığı tabancayı kafama dayadı ve diğer elinde de polis rozeti sallanıyordu. Beynime kan sıçramıştı ” sen kim oluyorsun da benim kafama silah dayamaya kalkışıyorsun.” diye çıkıştım. Ne desem cevap vermiyor kafamda silah dayalı bekliyordu. Sonrasında içeri polis ekipleri daldı ve beni ters kelepçe eşliğinde karakola götürdüler. Bu benim için kabul edilemez bir şeydi. Ne olup bittiğini anlamıyor anlam veremiyordum. Sorgu odasına çekildiğimde ağzımdan bir tek avukatımın ismi çıkıyor başka hiç bir şey çıkmıyordu. Sonrasında polislerden birisi gevşek bir tavırla ”Sanki ne haltlar yediğini bilmiyoruz gibi birde avukatını çağırıyor, Tony bize her şeyi anlattı.” dedi. Başta yanlış duydum sandım fakat bu imkansızdı. Nasıl olabilirdi Tony’yi kendi ellerimle öldürdüm. Gerçekliğine başta inanmadım fakat sonrasında odaya tekerlekli sandalye ile birisi girdi. Başta tanıyamadım fakat gerçekten de oydu Tony. Yaşıyordu. Meğerse benim silahımdan çıkan kurşunlar bacaklarına isabet etmiş. Bizim çocuklar ise Tony’i taşırken ses çıkardığını duyup korkmuşlar. Bir kenara atıp bırakmışlar. Sonrasında çevreden geçenler bulup hastaneye kaldırmış. 15 yıl komada kaldıktan sonra şimdi çıkmış ve ilk yaptığı şey beni polislere ihbar etmek olmuş. Sadece onun söylemesi yetmezdi fakat benim depomun yerini de biliyordu. Polisler balonun olduğu gece aynı zamanda depoyu da basmışlar ve malların hepsini bulmuşlar. 

Sonuç olarak 25 yıl hapis cezasına çarptırıldım ve bu hikayeyi şu an size hapishaneden yazıyorum.

 

 

 

(Visited 40 times, 1 visits today)