Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken telefonuma bakmak istedim ancak cebimde olmadığını fark ettim. Otobüste unuttuğumu düşünüp arkamı döndüm ve yetişmeye çalıştım fakat otobüs ortadan kaybolmuştu. Başım dönmeye başladı. Gözlerim bulanıklaştı ve yere yığıldım. Gözlerimi açtığımda hâlâ aynı yerde yatıyordum. Kimse bana bakmıyordu. Oracıkta ağlamaya başladım, telefonum kayıptı, ben ise çaresizdim. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu.
Tam o sırada gözlerimi kamaştıran bir ışık belirdi. Yine o otobüstü. Beni buraya hapseden otobüs. Bacaklarım titreyerek merdivenlerden çıktım ve bindim. Otobüsün içi sisle doldu. Sis dağıldığında kendimi bambaşka bir diyarda buldum. Ormanlar, denizler ve dağlarla çevrili bir yerdi burası. Yemyeşil ağaçlar, masmavi denizler ve bembeyaz dağlar. Manzara beni büyülemişti. Kapılar açıldı ve dışarı çıktım. Temiz havayı içime çekince biraz olsun rahatladım ama hâlâ bunların neden yaşandığını anlayamıyordum. Bunun bir rüya olduğunu düşünüp kendimi cimcikledim; fakat uyanmadım.
Bir süre dolaşmaya karar verdim. Madem burada mahsur kalmıştım, en azından tadını çıkarmalıydım. Ormanda yürüyüşe çıktım, ağaçlardan meyve toplayıp yedim. Denize girip balık tuttum ve akşam yemeğimi yedim. Son olarak dağlara doğru yürüdüm ve bir mağarada uyudum. Sabah çok soğuk bir havaya uyandım. Titreyerek dağdan aşağı indim ve beklediğim gibi otobüsü yine orada buldum. Bindiğimde bu kez sis yoktu. Yolculuk kısa sürdü. Otobüs durduğunda fark ettim ki evimin önündeydi.
