Adada Bulunan Not

Sene 1351… 1492 yılında Columbus tarafından keşfedilmesinden 141 yıl önce…  Turks and Caicos Adaları’na ilk adım atan kişinin Columbus olduğu sanılır. Yazılı bir kaynak olmadığı için ise herkes bunu böyle bilmeye devam edecek. Ancak tarihte böyle olmamıştı. Bu adanın varlığı daha farklı bir şekilde keşfedilmişti.

Sarıkatan adlı geminin yardımı kaptanı olan Vezih, merdivenleri gıcırdatarak geminin güvertesine doğru koşuyordu. Kısa saçlı, bıyıklı, orta boylu bir adamdı. Uzaktan sert bir görüntüye sahip olsa da yufka yürekli bir adamdı. Güverteye girdiğinde gözüyle kaptanı aradı. Nihayet o uzun sakallı, soğukkanlı herifi bulabilmişti. Yanına yaklaştığında ona bir mektup uzattı.

“Padişah Orhan Bey bize güvercinle mektup yolladı. Çok kötü durumdayız, Kaptan Selim. 4 gün önce İngiltere’ye varmamız gerekiyormuş.”

“Geçtiğimiz fırtına yolumuzu kaybetmemize sebep oldu. Hala nerede olduğumuzu anlamaya çalışıyorum. Fırtına yüzünden sahip olduğumuz tek pusula da suya düştü.”

“Nasıl yapacağını bilmiyorum dostum ama bizi oraya götürmelisin. Arkada taşıdığımız mallar çok önemli. Görev başarılı olduğunda kazanacaklarımızı düşün.”

Kaptan Selim, gözünü ilerdeki küçük noktaya doğru yaklaştırdı. Su yüzeyinde bulunan küçük noktanın ne olduğunu hemen anlamıştı.

“Olamaz, bir gemi yaklaşıyor.”

“Güzel! Belki nerede olduğumuzu bize söylerler.”

Kaptan Selim, dürbününü çıkarttı ve gelen gemiye doğru baktı. Geminin tepesinde dalgalanan korsan bayrağını görebilmişti.

“Dost olduklarını sanmıyorum.  Bunlar korsanlar.”

“Hayır, bu kötü. Mürettebata haber veriyorum. Ne olursa olsun malları korumalıyız.”

Vezih, gemide koşmaya devam etti. Herkese bağırıp haber vermeye çalışıyordu.

“Saldırı pozisyonu alın! Saldırı pozisyonu alın!”

Bu sırada Kaptan Selim havaya baktı. Bulutları görebiliyordu. Kendi kendine fısıldadı.

“Bir fırtına daha yaklaşıyor. Harika…”

Gemiler birbirlerine iyice yaklaştığında iki taraf da savaş için hazırlanmıştı. İlk hamleyi yapanlar korsanlar oldu. İpler sayesinde Sarıkatan gemisine geçiyorlardı. Sayıları çok daha fazlaydı. Uzun süren bu savaş sonrasında Sarıkatan gemisinin mürettebatının neredeyse hepsi öldürülmüştü. Fırtına çoktan başlamıştı ve yağmurda savaşmak daha zordu. Vezih, Kaptan Selim’in yanına yaklaştı.

“Sanırım sonumuz böyle olacak.”

“Ben sonlara inan…”

Devasa bir dalga iki gemiyi de vurdu. Gemideki herkes suya kapılmıştı. O kadar büyük bir dalgaydı ki kimse bir yere tutunamıyordu. Kaderin onları nereye götürdüğünü bilmeden suda sürükleniyorlardı.

Vezih gözlerini bir kumsalda açtı. Yavaşça ayağa kalkmaya çalıştı. İki gemi de sahile çakılmıştı ve artık sadece harabeden ibaretlerdi. Sahil cesetlerle doluydu. Bunların çoğu korsandı ancak Vezih, bir sakal görmüştü. Bu sakalı ne zaman görse tanırdı. Onun yanına doğru koştu ve bu cesedin Kaptan Selim’e ait olduğunu gördü. Vezih üzülmüştü, gözlerinden damla bile damladı. Cesedin ellerinden tuttu.

“Üzgünüm dostum, can yoldaşım. Seni kurtaramadığım için çok üzgünüm.”

Onu iyi bir yere gömmesi gerektiğini biliyordu. Ama Selim bunu istemezdi. Vezih’in aklına taşıdıkları mallar geldi. Selim, Vezih’in görevi tamamlamasını isterdi. Vezih, gemi harabelerine doğru baktı. Yavaş adımlarla oraya doğru yöneldi. Harabelere iyice baktı ancak mallardan iz yoktu. Bu malların ne olduğunu öğrenme fırsatı bile olmamıştı.

“Hayır, hayır, hayır, hayır hayır!”

Tüm hayalleri yok olmuştu. Kurtarabildiği tek şey kağıt, kalem ve çok az mürekkepti. Hepsini eline aldı. Harabelerin içine oturup kağıda bazı notlar yazmaya başladı. Bu sırada bazı sesler duymaya başladı. Harabelerin dışına çıktığında sahilden ona doğru koşan korsanlar gördü. Kazadan hala sağ kalan korsanlar vardı. Vezih ne yapacağını bilemedi. Elindeki kağıtla birlikte korsanların geldiği yönün tersine doğru koşmaya başladı. Deniz kıyısından etrafa kum saça saça koşuyordu. Bir korsanın arkadan onun göğsüne doğru mızrak fırlatmasıyla Vezih için her şey bir anda kararmaya başladı. Diz üstü yere çöktü. Son bir kez elindeki kağıda baktı. Ardından kafası da vücuduyla birlikte kuma çakıldı. Elindeki kağıt ise suya karışıp gitmişti.

141 yıl sonra Columbus bu adaya ayak basmıştı. Sahil sadece iskeletlerden ibaretti. Bu adadan korkmaya başlamıştı ama yeni keşfi sayesinde de mutluydu. Dikkatli adımlarla sahilden ilerlerken deniz kıyısında bir kağıt buldu. Kağıda mürekkeple bazı notlar yazılmıştı. Suda geçirdiği bu süre boyunca çoğu yazı silinmişti. Fakat Columbus, anlayabileceği bir alfabede yazılan yan yana 4 harfi okuyabilmişti.

“T-U-R-K”

(Visited 53 times, 1 visits today)