Altın Öfke

İsmim Estrella Estieges ve ben yaşadığım adada bulunan en genç savaşçılarından biriyim. On yedi yaşında olmama rağmen yaklaşık beş yıldır gizemli adalar, dağlar ve ıssız ormanlara giderek insanların korkusu haline gelen yaratıklarla mücadele ediyorum. Bazen kocaman yılanlar, bazen dev ayı sürüleri ve aklınıza gelebilecek pek çok şey. Şu an ise daha önce hiç kimsenin adım atmaya cesaret edemediği Altın Öfke isimli adaya doğru kendi yaptığım küçük kayıkla yavaş yavaş ilerliyorum.

Çocukluğumdan beri her zaman babamlaydım ve her gün bana anlattığı macera hikayelerden, yaratıklarla nasıl korkusuzca karşı karşıya gelişinden her zaman çok etkilenmişimdir. On yaşımdayken babam tek başına bir adaya gitti ve bir daha ondan haber alamadık. İki yılın ardından gerekli bilgileri öğrenerek babam gibi bir savaşçı olma yolunda ilerlemeye başladım. O zamandan beri kendimi her gün git gide geliştiriyorum. Babamın kaybolmasından yıllar sonra yeterli cesaretimi kazanıp en son gittiği adaya gitmeye karar verdim. Yanıma gerekli silahlarımı ve biraz yiyecek alıp adadakilerle vedalaşıp vakit kaybetmeden babamın kaybolduğu adaya yani Altın Öfke’ ye doğru yola çıktım. Üç gün boyunca kocaman dalgalar ve fırtınaların ardından sonunda adayı görebilmeyi başardım. Adada beni neyin beklediğinden habersiz hızlıca kürek çekerek kıyıya ulaştım.

Kıyı tarafına baktığım zaman gayet normal bir adaya benziyordu burası, hatta hoş göründüğünü bile söyleyebilirim. Vakit kaybetmemem gerektiğinin farkına varıp ormanın içine doğru ilerlemeye başladım. Çıkan her sese karşı ayrı bir özen sarf ediyordum, yolumu kaybetmemek için ise her geçtiğim yolu hafızama kazıyordum. Ağaçlar sıklaştıkça içimdeki korku ve heyecan daha da artmaya başladı derken gözüme bazı kemik parçaları ilişti. Daha yakından baktığım zaman bunların hayvan kemiği olamayacak kadar büyük olduğunu anladım. Bu adada yaşayan şey her neyse insanlarla besleniyor olmalıydı. Bu durum biraz gözümü korkutsa da amacıma ulaşmadan geri dönmeyecektim. Bir süre etrafta yaşayan canlı olup olmadığını araştırdım, tam pes ediyordum ki yukarı baktığımda onlarca kuşun bir tarafa kaçmaya çalıştığını gördüm. Hemen ardından ise bir domuz sürüsü hızlıca önümdeki patikadan hızla geçip gitti. Neden kaçtıklarını anlamaya çalışırken sanki deprem oluyormuş gibi hissettim. Dikkatlice dinlediğim zaman bunun bir deprem değil, bana doğru gelen iri bir hayvan olduğunu anladım. Kaçmak için zamanım olmadığından yakınımdaki bir çalışının arkasına saklandım. Birkaç dakikalık bekleyişin ardından gelen şeye hayvan demek biraz zordu. Karşımda üç hayvanın birleşimi gibi görünen bir yaratık vardı. Kafası aynı bir aslan kafası gibiydi, gövdesi ise bir ayı gibi kocamandı, ayakları ise at toynağına benziyordu. Ne yapmam konusunda kararsız kalmanın hemen ardından saldırıya geçmeye karar verdim. Hızlıca arkasına geçtim, duruşumu düzelttim ve son gücümle ona doğru koşmaya başladım fakat hiç beklemediğim bir şey gerçekleşti. Sırtına ulaştığım anda sanki bir bulutmuş gibi canavar dokunuşumla birlikte yok oldu. Olanları anlamaya çalışırken beni daha da şoka uğratan şey yıllardır görmediğim babamın bana arkamdan seslenişiydi. Büyük bir özlem ve şaşkınlıkla arkamı döndüğümde bembeyaz parlak bir ışık görüşümü engellemeye başladı.

Görmeye tekrar başladığımda kendimi bembeyaz bir odanın içinde buldum ve başımda bana seslenen biri olduğunu gördüm. Biraz dikkatli baktığımda elinde ilaç tutan bir hemşire olduğunu anladım. Aklım yavaş yavaş yerine gelmeye başladı, ben yıllardır akıl hastanesindeydim. Bütün bu macera olayı her zaman yaşadığım bir şey. Meğer zihnim bana bir oyun oynuyormuş her gün olduğu gibi. Bana verilen ilacı aldım, odamın camından bana bakan babamı gördüm ve etrafı hırçın dalga sesleri sardı.

(Visited 5 times, 1 visits today)