Ara Sokak

Onunla tanışmamın bütün hayatımı değiştireceğini bilmiyordum. Bu olayların neden ve nasıl oluştuğundan da pek emin değilim ama her şey deniz kenarında, dış boyası nemden dökülmeye başlamış, küçük bir apartmanın ikinci katında gözümü açmamla başladı. Küçüklüğümden beri bol bol uğradığım ve o zamanlar anneannemle kaldığım bir yerdi burası. Ancak şu anda neredeyse çürüyüp gitmeye bırakılmış bir yerdi sanki. Ta ki  ben yaz işim için kalacak bir yere ihtiyaç duyuncaya kadar. Gözümü açmamla beraber mutfağa yönelmem bir olmuştu. Kahve makinasının düğmesine basıp dışarıya izlemeye koyuldum ardından. Güneş daha yeni yeni doğarken ufuktaki turuncumsu renk gözlerimi mest ediyordu, dalgalar ışık süzmeleri halinde pırıl pırıl parlıyordu ve de karaya vuran dalgaların sesi adeta beni ayrı dünyalara iteliyordu. Kahve makinasındaki kahvenin fokurdama sesiyle son buldu dışarıya bakmam. Kahvemi en sevdiğim geniş ve yeşil renkteki fincanıma doldurup soğumasını beklerken bu seferde salona geçtim ve balkon kapısını açtım. Bu balkon için de planlarım vardı aslında. Küçük bir kahve masası ve ahşap bir sandalye koymak istiyordum buraya. Küçük bir tente de aklımın ucundan geçmiyor değildi aslında. Hafif soğumuş kahvemden bir yudum aldım ve tekrar yatak odama yöneldim. Her zamanki desenli gömleğimi ve en sevdiğim mavi kotumu giydim ardından. Merdivenleri indim, apartman kapısını açtım ve kapıyı açmamla beraber koskoca, mavi deniz selamladı beni. Ben de derin bir nefes çektim içime ve işte o an güne başlamaya hazırdım.

Çalıştığım sörf dükkanına doğru yola koyuldum ardından, Yolda sürekli karşıma çıkan yaşlı köpeğin kafasını okşadım ve köpeğin sahibi olan restorandaki adama selam verip günaydın dedim. Sörf dükkanına giden bu sahil yolunda eşsiz restoranlar ve arada birkaç pansiyon vardı. Her birinin ışıkları gece kapkaranlık denizin yüzeyinden yansır, benzersiz bir görüntü sunardı gözlere. Neredeyse varmıştım artık sörf dükkanına hemen dükkanın yanındaki ara sokakta ise iki adamın tavla oynadığını gördüm. Onlara da günaydın dedikten sonra artık dükkana girmiştim. İş arkadaşımla da selamlaşıp bugün için planda neler olduğunu sordum. Kendisi bana gün içinde sörf derslerinin olduğunu o yüzden dükkanda çok kalamayacağını söyledi. Bu durumda da tahtaları temizlemek ve dükkanın arkasındaki malzemeleri dükkana taşımak gibi görevler de bana kalıyordu. “Tamamdır o zaman ben de tahtaları temizlemeye gidiyorum.” dedim ve uzaklaştım arkadaşımın yanından ve sörf tahtalarının bulunduğu ve onlar için yaptığımız rafa yöneldim. Tahtaları temizlemek zahmetli bir iş değildi, sadece su tutmak bile yeterli aslında o yüzden çok odaklanmamı gerektiren bir şey değil. Zaten ben de çok odaklanmamışım ki kendimi düşüncelerle boğuşmaktan alıkoyamadım. Yakın zamanda birkaç misafirim olacaktı ve evi ona hazırlamam gerekiyordu. Ayrıca yapmam gereken bir şey daha vardı ve o da… Omzuma değen bir elle bölündü düşüncelerim. İş arkadaşımdı bu ve öğrencileri için tahtalardan birini istiyordu. Bana seslendiğini fark etmediğimde tuhaf bir gülümseme belirdi yüzümden rafın önünden çekilirken. Düşüncelere kapılma şeklime; dünyadan kopmama, etrafımdakilerin farkındalığına kaybetmeme bir tepkiydi aslında bu gülümseme. Kendimi hemen toparlayıp dükkanın arka kısmındaki malzemeleri almaya gittim. Dükkanın arkası bir ara sokağa bakıyordu. Malzemeleri almak için eğildikten sonra kalktığımda ise bir iki gözün beni kestiğini gördüm. Sahipleri olan suratlar ise pek kestirilemiyordu bu mesafeden. Ancak sadece o gözleri görmek bile bana huzursuzluk vermeye yetmişti. Hızlı adımlarla dükkana girip sıkıca kucakladığım malzemeleri yere koydum ve sırayla raflara dizmeye başladım. Göz açıp kapayıncaya kadar bitmişti bu iş de. Deniz kenarındaki arkadaşıma seslendim ve günün kalanında bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordum. O olmadığını söyledikten sonra ise günün kalanı eve gitmek için izin isteyip eve doğru yola koyuldum. Orada kalmak beni huzursuz hissettiriyordu. Hem de gelecek misafirler vardı.

Tam dükkanın yanındaki  ara sokağı geçerken tavla oynayan adamlardan biri bana seslendi. “Hey genç! Kaç yaşındasın bakalım sen?” kelimeleriydi ağzından çıkanlar. Ben de “17 efendim. Ancak neden sorduğunuzu tam anlamış değilim.” diye karşılık verdim. Adam ardından karşısındaki boş sandalyeyi gösterdi oturmamı söylercesine. Yaşlıca bir adamdı, nasır tutmuş ellerinden zor bir hayat geçirdiği ancak elinden gelmeyecek iş olmadığı pek belliydi. Bir an her şeyi unutup oturdum adamın karşısına. Bana eskiden buralarda çalışan oğlunun hikayesini anlatmaya başladı birden. Onun da nasıl benim gibi kendi başının çaresine bakmak için gece gündüz çalıştığını ve yeterince azimle başaramayacağı iş olmadığını söyledi. Birden yüzü düştü adamın bundan sonra, hüzünlenmişti. Bazen oğlunun bir şeyleri başarmak için hırsından bazı kısa yolları kullandığını da belirtti ardından. Keşke bunu yapmasının önüne geçmeyi başarabildiğini defalarca farklı şekillerde anlatmaya başladı sonra. Ancak ne olursa olsun oğlunun durmadığını ve sonunda ise artık aramızda olmadığından bahsetti. Şok olmuştum adam bunları der demez. Biraz da kafam karışmıştı aslında çünkü bunları neden bana anlattığını bilmiyordum. Adam kendi kendine “Keşke… Keşke…” diye sayıklanırken yumruklarını sıkmaya başladığını fark ettim o sırada. “O adamların sana nasıl baktığını gördüm tamam mı! O adamlar oğlumun canını alan adamlardı.” dedi adam kendini kasarak kısık bir sesle.  Sinirden alnındaki damarlar belli olmaya başlamıştı ve içimde hissedebileceğim kadar soğuk bakışlarla bana bakıyordu adam. Karanlık neredeyse çökmüştü ve içinde bulunduğumuz sokak da pek tekindi. Bu yüzden ne kadar gerildiğimi kelimelerle ifade etmem imkansız bir hale gelmişti. Sesim titreyerek “Beyefendi benim oğlunuzun ölümüyle bir alakam yok.” dememle birlikte adamın üstüme çullanması bir oldu. Adam sandığımdan çok daha güçlüydü ve hareket etmeme imkan vermiyordu. Ardından karnımda bir acı hissettim. O ana kadar hissettiğim acıların en yoğunuydu bu. Ardından bir tane daha, bir tane daha ve bir tane daha…

Gözlerimi hastanede açtım. Yanımda halam vardı ve gözlerimi açmamın heyecanıyla doktora seslendi. Ardından iyice yanıma yanaşıp gülmeye başladı. Beni bir ara sokakta kanlar içinde ve dört kez bıçaklanmış bir şekilde bulduklarını söyledi. Bunları duyar duymaz ayağa kalkmak istedim ancak karnımdaki yoğun acıdan kılımı kıpırdatamadım. Yakınlarda olduğu için de haberi alır almaz yanıma geldiğini söyledi sonrasında halam. Yüzümde küçük bir tebessüm vardı. Halama yanımda olduğu için teşekkür ettim ve hemen sonra ise doktorlar geldi. Halama hala dinlenmem gerektiğini ve bu yüzden ise yalnız kalmamın daha iyi olacağını söylediler. Halam ilk başta beni bırakmak istemese de doktorlar onu ikna etmeye başardı ve odamda tekrar yalnız kalmıştım. Etrafa bakınırken yatağımın yanındaki küçük masada bir gazete gördüm. İçimde kalan son enerjiyle ona ulaştım ve okumaya başladım. İlk sayfada bir apartman vardı ve göründüğü gibi de yanmıştı bu bina. Yazanlara göre binanın bütün girişleri kilitlenmiş ve ardından kundaklanmıştı bu bina. Ardından anladım ki bu benim apartmanımdı. O sırada o adam gitmeme izin verseydi ve hala orada olsaydım içinde can veren 17 kişiden biri olacağımı fark ettim. O apartmanın  kundaklanma sebebi benden başkası değildi aslında. Çünkü misafirlerim eve benden önce gelmişti ve buraya, bu hastaneye de bir ziyarette bulunacaklarından en ufak şüphem yok.

 

(Visited 90 times, 1 visits today)