Arkamdaki Tanıdık Yabancı

Günlerden bir gün her zamanki gibi iş yerimde çalışıyordum. Biri telefonumu gizli numaradan arıyordu. Açıp açmamak arasında kaldım; lakin merak duygum beni ele geçirdiği için telefonu açmıştım. Telefonu açtığımda “Alo” desem de karşı taraftan bir dönüt alamadım ve birkaç kez daha alo dedikten sonra pes edip telefonu kapattım. Bu olay aklımı kurcalasa da çalışmaya devam ettim.

Ertesi gün yine gizli numaradan aynı saatte arandım ama yine karşı taraftan ses gelmedi. O gün, akşam eve giderken sanki biri beni takip ediyor gibi gelmişti ama emin olmadığım için bir şey yapmadım ve belki psikolojik bir şeydir diyerek eve gittim. Eve vardığımda kendimi koltuğa attım ve düşünmeye başladım. Eğer aramalar devam ederse polise gidecektim.

Biliyorum şu an aklınızdan iki defa gizli numaradan aradılar diye polise gidilir mi diyeceksiniz ama şunu belirtmek isterim ki benim kimsem yok. Ben daha çok küçükken annem bir trafik kazasında öldü, babam ise annemin ölümünden 3 ay sonra “Ben sana katlanamıyorum.” diyerek beni terk etti. Daha sonra beni bir yetimhaneye yerleştirdiler.

İş arkadaşlarıma da gelirsek onlarla samimi değilim. Aslında ben kimseyle samimi değilim. Babam beni bırakıp gittikten sonra insanlara karşı güvenimi kaybetmiştim. Terk edildiğim o günden sonra kimseyle samimi olmadım, olamadım.

Düşünceleri bir kenara bırakıp işlerimi halletmem gerekiyordu. Uzandığım koltuktan yavaşça doğruldum ve ayağa kalktım. İlk sıcak bir duşa girip sonrasında geriye kalan bütün işerimi hallettim ve yattım.

Gizli numaranın aramasının üzerinden epeyce zaman geçmişti. En son arandığım günden sonra bir daha aranmamıştım. O yüzden de tedirginliğim biraz gitmişti ama sanki ben işe gelirken veya eve giderken beni sürekli izleyen birinin olduğunu hissediyordum. Bu hissime tam anlam veremesem de yine de bu hissi umursamamaya çalıştım.

Biri beni kandırdı galiba diye düşünmeye başlamıştım ki bugün yine aranmıştım ama bugün karşı taraf konuşmuştu. Telefonu açtığımda ilk lafı “Babanın döktüğü kanı senden alacağım.” oldu ve telefonu kapattı. Donakalmıştım, ne diyeceğimi ne yapacağımı bilmiyordum. Ayrıca adamın sesi insandan çok robot sesine benziyordu büyük ihtimalle ses değiştirici cihazlardan kullanmıştı. İş çıkışında polise gidip bilgi vermenin doğru olduğunu düşündüm ve iş çıkışını bekledim. Sonunda işim bitmişti ve iş yerinden çıktım. Çıkar çıkmaz ilk yaptığım şey polise gitmek oldu. Polis araştıracaklarını ama bu kadar az bilgiyle bulmalarının neredeyse imkânsız olduğunu söyledi. Ben de teşekkür edip karakoldan ayrıldım ve eve doğru yol aldım.

Eve döndüğümde kapıyı açıp içeri girdim. Çantamı bırakıp mutfağa geçecektim ki mutfaktaki masanın üstünde kanlı olduğunu düşündüğüm bir bıçak vardı. Korkudan ne yapacağımı bilemedim. Bir not vardı yanında ama açamayacak kadar korkmuştum ve onlara dokunmamam en doğrusu olur diye düşünmüştüm. Hemen polisi aradım ve durumu hızlıca izah ettim. Evim karakola yakındı bu yüzden 3 dakika sonra polisler eve gelmişti. Geldikleri zaman beni evin dışına çıkarttılar ve içeride delil olabilecek şeyleri aramaya başladılar. Polisler dışarı çıktığı zaman bana, buldukları delilleri araştırıp beni haberdar edeceklerini ve en azından birkaç gün evde kalmamamın doğru olacağını söylediler. Ben de eşyalarımı ve paramı alıp bir otele gittim.

Otele gittiğimde oda tutmak için gerekli işlemleri yaptım ve tuttuğum odaya geçtim. Yatağa uzandım ve kara kara düşünmeye başladım. Kimdi bu adamlar, babam(!) onlara bir zarar mı vermişti? Düşündükçe daha da çıkmaza giriyordu bu olay. Uyumam gerekiyordu şu saate kadar ama bunca şey olduktan sonra nasıl uyuyabilirdim ki. En iyisi sıcak suyla duş alıp sinirlerimi gevşetmek diye düşündüm ve sıcak bir duşa girdim. Duştan çıkınca aslında hiç de halimin olmadığını fark ettim ve direkt yattım.

Ertesi gün hazırlanıp işe gittim. Gittiğimde masamın üzerinde bir not vardı ve notun üzerinde “SEN ARTIK ÖLÜSÜN” yazıyordu. İyice korkmaya başlamıştım. Ne yapacağımı bilemiyordum, işe de veremiyordum kendimi. En iyisi biriken yıllık izinlerimden kullanıp Rize´deki herkesten uzak olan dağ evime gitmekti. Patronla konuşmak için odasına gittim ve patrondan, çok da uzun olmayan uğraşlarım sonucunda izin aldım. Bugün iş çıkışında eve geçip kalan eşyalarımı almalıydım. Birkaç saatin sonunda artık iş çıkışı saati gelmişti. İş yerimden hızlıca ayrılıp ilk olarak evime gittim. Evden eşyalarımı hızlıca alıp otele geçtim. Ertesi gün için Rize biletlerine baktım ve 10.40´ta kalkan bir uçağın biletini aldım. Eşyalarımı sabah hızlıca alıp götürebileceğim şekilde yerleştirdim ve yattım. Ertesi gün sabah olmuştu, valizlerimi alıp kahvaltıya indim. Kahvaltım bittiğinde odamı teslim edip havalimanına doğru yol aldım. Havalimanına vardığımda uçağın kalkmasına yarım saat vardı, gerekli kontrollerden geçtikten sonra hızlıca uçağa binip yerime yerleştim. Bir süre sonra Rize´ye varmıştım. Valizlerimi alıp bir taksi çağırdım ve dağ evime gittim.

Burası herkesten uzak, sakin ve güvenli bir yerdi benim için. Evime geçtim, eşyalarımı yerleştirip kendime yiyecek bir şeyler hazırladım. Hazırladığım şeyleri yiyip uyumak için odama geçtim ve yattım. Kalktığımda akşam olmuştu. Normalde yemek yemeyi seven bir insanım ama şu an canım hiçbir şey istemiyordu. En iyisi bir şeyler izlemek diyerek televizyonu açtım ve televizyonda baya bir vakit geçirdim. Saate baktığımda zamanın baya ilerlediğini gördüm ve televizyonu kapattım. Birkaç günün verdiği yorgunlukla ne kadar uyursam uyuyayım yine de kendimi yorgun hissediyordum. Bu yüzden tekrar uyumaya karar verdim ve yatak odama geçtim.

Yatağa uzandığımda dışardan hışırtıların geldiğini duydum. İlk başta rüzgârdandır diye düşünsem de bu ayak sesiydi. Bunu ayırt edebilirdim çünkü bir yetimhanede büyüdüyseniz eğer ayak seslerini kolayca ayırt edebilirsiniz. Yerimden sessiz ve hızlı bir şekilde kalktım. O sırada dışardaki ayak sesleri bir süre yakınlaşıp kesilmişti. Evde temkinli bir şekilde sağa sola baktım ama kimse yoktu. Yine de tedirgin olmuştum, en iyisi buradan gitmekti. Taksiyi dışarıda evin biraz uzağında aramalıydım. Oraya da sessizce gitmeliydim çünkü eğer  dışarıda birisi varsa beni duymamalıydı.

 

Hemen paramı, telefonumu, ceketimi ve anahtarımı alarak dışarı çıktım. Biraz uzaklaşıp taksiyi öyle arayacaktım, bu yüzden sessizce yürümeye başladım. Oradan tam uzaklaşmak üzereyken omzuma bir el dokundu. Yavaşça arkamı döndüm. Arkamı döndüğümde karşımda bana silah doğrultan kişinin patronum Sami Bey olduğunu gördüm. Meğerse beni öldürmek isteyen adam Sami´ymiş. Bir anlık şaşkınlığımı üzerimden attıktan sonra ellerimi yukarı kaldırıyormuş gibi yapıp belimdeki silahı kaptım ve bunu yaparken boşta kalan elimle de onun silahını aldım.

Silahları aldıktan sonra iki adım geriye gittim çünkü eğer karşınızdaki kişiye silah doğrultuyorsanız onun, silahı elinizden alamayacağı mesafede olmanız gerekir. Karşımdaki adama bakarak “Demek o beni öldürmek isteyen sendin ha, Sami! Ama daha silah kullanırken neler yapılmamasını bilmiyorsun. Şimdi bana neler olduğunu en açık haliyle dökül.” diye bağırdım. Sami “Anlatırsam beni özgür bırakacak mısın?” diye sordu. Ben de “Anlattıklarından tatmin olursam olabilir. Şimdi çok uzatma da dökül.” dedim. Tabi korkak Sami hemen anlatmaya başladı.

“O zamanlar 13 yaşındaydım. Babanla babam çok yakın arkadaşlardı. Senin baban, anneme göz koymuş ve sarkıntılık yapmış. Babam da o sırada baban ve annemi görmüş. Annem, babanı kovmaya çalışıyor ama baban hala anneme sarkıntılık ediyormuş. Ben o sırada okuldan eve yeni gelmiştim. Kapıda onları bağrışırken gördüm ama onlar beni görmemişlerdi. Babam o sırada babana silah doğrulttu. Tam ateş edeceği sırada baban, babamın elindeki silahı babama çevirdi ve kurşun babama geldi. Baban olacak herif oradan kaçtı, annem ise hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Ben babamın yanına hızlıca koştum ve hemen ambulansı aradım. Babam o gün hastaneye götürülemeden çok kan kaybettiği için öldü. İşte ben o günden sonra babanı çok aradım ama bulamadım. Onu bulamayınca da kurban olarak seni seçtim. Sonuçta sen de onunla aynı kanı taşıyorsun. Siz benden babamı aldınız ve hayatımı mahvettiniz anlıyor musun ha?” demişti.

Ben duyduklarım karşısında şok olmuştum. Demek ki babam aslında bana katlanamadığı için değil, onların kendisini öldürme korkusuyla kaçmıştı. Peki ya şimdi ne yapmalıydım? Karşımdaki adamı öldürmeli miydim yoksa serbest mi bırakmalıydım? Serbest bırakmak doğru bir karar olmaz diye düşündüm. Galiba en iyisi polise haber vermekti.

Sol elimdeki silahı belime yerleştirip cebimdeki telefonu aldım. 155´i arayıp durumu izah ettim ve konumumu söyledim. Yaklaşık 30 dakika sonra polisler burada olmuştu. Elimdeki silahları aldılar ve ruhsatlarını kontrol ettiler. Benimki ruhsatlı bir silahtı ama Sami’ninki değilmiş. İkimizi de alıp karakola götürdüler ve olayın aslını soruşturdular. Ben her şeyi birebir anlattım. Sami hem adam tehdit etme hem de ruhsatsız silah bulundurmadan dolayı hapse atıldı. Bana da bir form imzalatıp evime gönderdiler.

 

 

Gel zaman git zaman Sami duruşmalara çıkmış ve cezaevine gönderilmişti. Benim hayatım ise eskisinden de iyi bir hal almıştı. İşim elimden gitmişti çünkü iş yerinin sahibi Sami´ydi ve o hapse girince işin başına onun yerine kimse gelemeyeceği için iş yeri tamamen kapatılmıştı. Gerçi kapatılmamış olsaydı da başıma gelen onca şeyin ardından çalışmazdım orada. Hem bu olanlardan cesaret alarak hem de işsiz kalmamak ve başka bir patronla sıkıntı yaşamamak adına ben de kendi işimi kendim kurmaya karar verdim ve dövüş sporları salonu açtım.

Şimdi aklınızdaki bir soru da, “Sen dövüş sporlarını nerden biliyorsun veya Sami sana silah doğrulttuğunda nasıl elinden kapabildin?” olacak. Ben hayatta her zaman tek olduğum için kendi kendimi korumak zorundaydım. Bu yüzden de ilk paramı kazandığım zamanlarda dövüş sporlarıyla ilgilenmiştim ama bundan kimseye bahsetmemiştim. Çünkü her zaman aklıma “Düşmanların en büyüğü, düşmanlığını gizleyendir.” sözü gelir. Yani ya düşman sandığım dost, dost sandığım düşman çıkarsa diye bundan kimseye bahsetmemiştim. İyi ki de bahsetmemişim.

Şunu hiçbir zaman unutmayın ki size en çok zarar verebilecek kişiler dost gözüken düşmanlarınızdır. Çünkü kaleyi içerden fetih ederek güveninizi kazanır ve sizin ona güvenip ondan şüphelenmeyeceğinizi sezdiği sırada zehri damarlarınıza işler. Siz de bunu bu sayede fark edemezsiniz ve zehirlenirsiniz. Aynı babamın en yakın arkadaşına, Sami´nin ise bana yaptığı gibi.

(Visited 10 times, 1 visits today)