Bağırmaya Devam

Çalan alarmım ile uyanmam bir oldu. Heyecanım yüzünden gece uyumak biraz zor oldu fakat Beşiktaş’ın maçı için İstanbul’a gideceğimi hatırladım ve hemen yataktan fırladım. Koşarak babamı uyandırdım. O sırada hareketlilik olduğunu fark eden köpeğim Mamba da ayağa kalktı ve yanımıza geldi. Ben babamla İstanbul’a giderken annem ve Mamba Ankara’da kalmak istediler. Annem de Beşiktaşlı ama babam ve ben kadar fanatik olmadığı için gelmeye pek sıcak bakmadı, Mamba ile birlikte kalmayı tercih etti. Gideceğimiz maç Beşiktaş ile bir Alman takımı olan Borussia Dortmund arasında gerçekleşecekti. Bu yıl ülkemizi Şampiyonlar Ligi’nde temsil eden tek Türk takım Beşiktaş’tır. Ülke puanı için güze mücadele etmemiz gerekiyor.

Annem, babamla beni havaalanına bırakıp eve döndü.  Havaalanına biraz erken vardığımız için oradaki mağazaları gezdik, anneme birkaç hediye aldık. Uçuş saatimiz geldiğinde koltuklarımıza geçtik ve uçağın kalkmasını bekledik. Ben kulaklıklarımı taktım ve en sevdiğim şarkı olan Pinhani’den Yitirmeden şarkısını açtım ve gözlerimi kapadım. Müzik dinlemek en çok yaptığım ve sevdiğim şeylerden biri o yüzden yanımdan hiçbir zaman kulaklığımı eksik etmem. Ben müzik dinlerken babam yorgunluktan uyuya kalmıştı, uçak iniş yaptığında onu uyandırdım sonra bavullarımızı almaya gittik. Bizi bir araç çıkışta bekliyordu, ona binip kalacağımız otele gittik. Maç bir sonraki gün Vodafone Arena’da oynanacaktı, biz bir gün erken gittik ki İstanbul’da biraz vakit geçirebilelim. Eşyalarımızı otele yerleştirdikten sonra dışarı çıktık ve Beşiktaş Çarşı’sına gittik. Önceki yıllardan da bildiğimiz Kartal Kokoreç adındaki yere gittik ve günümüzü orada bitirdik.

15 Eylül günü mutlu bir şekilde uyandım. Erken kalkmak zorunda olmadığım için enerjimi toplamıştım. 1 saat süren sporumun ardından soğuk bir duş alıp rahatladım. Daha sonra babamla dışarı çıkıp bir şeyler yedik ve kartal yuvasına gittik. İkimiz de oradan yeni sezon forması aldık. Benim formamda Valentin Rosier, babamınkinde Alex Teixeira yazıyordu. Formalarımızı da giydikten sonra Vodafone Arena’ya yola çıktık. Arena’nın girişindeki kartal heykelinde fotoğraf çektirmeyi de unutmadık.  Tribünde yerimizi de aldıktan sonra her şey hazırdı. Artık sesimiz çıktığınca bağırmamız gerekiyordu. Takım maça çok iyi başladı fakat 20. dakikada yediğimiz gol ile dağıldı. Ben hala tüm gücümle bağırıp tezahürat yapmaya devam ediyordum. İlk yarı bitecekken yediğimiz gol morallerimizi iyice bozdu. İkinci yarı başında moralimiz ne kadar bozuk olsa da takıma sırt çevirmek olmazdı. Sesim kısıldığı halde bıkmadan bağırıyordum. Maçın tamamı bu şekilde geçti. 90+42üncü dakikada frikik kazandık. Babamın kulağına gol olur dedim. Montero golü attı ve bütün stad adeta çıldırdı. O an çıkan ses kadar gürültülü bir şey duymadım hayatımda. Maçı kaybetsek de takımızı sonuna kadar destekledik.

 

Babamla maç hakkında konuşarak çıkışa doğru yola koyulduk. Oradan tam uzaklaşmak üzereyken omzuma bir el dokundu. Arkamı dönüp baktığımda karşımda Beşiktaş Asbaşkanı Emre Kocadağ duruyordu. Adımı sordu ve beni maç izlerken ne kadar coşkulu gördüğünden bahsetti. Takımım geride olduğu halde hiç tezahüratı bırakmadığım için beni tebrik etti. Beni Ajax maçına davet etti ve bütün masrafları karşılamak istediğinden bahsetti. Bunları duyunca gerçekten şok oldum. İletişime geçmek için numaramı aldı daha sonra görüşürüz diyerek yanımızdan ayrıldı.

 

Hayatımın en güzel gecesinin bu olduğu açık ve net. Hem çok önemli bir maçı canlı canlı izledim hem de Emre Kocadağ ile tanıştım. Ajax maçı Hollanda’da olacak ve ben daha önce hiç yurt dışına çıkmadım. O yüzden onun için de ayrı bir heyecan taşıyorum içimde. Belki hayatımın en güzel gecesi Ajax maçının olduğu zaman olur kim bilir.

Deniz Mert Algün

(Visited 11 times, 1 visits today)