Başlangıcı Olmayan

Ayağa kalkmak istemiyorum. Vücudum hareket etmek için fazla ağır geliyor. Sanki tüm varlığımla beraber yere çakılacakmışım gibi; yeri delecek, yatak şeklinde bir delik bırakacakmışım gibi. Arada bir gözlerimi kapatıp açıyor, uyumaya çalışıyorum lakin düşüncelerim de beynime ağır geliyor. Duvara bakıyorum. Bağırsam kimse duyar mı? İçimde garip bir korku var, kayıp gidecekmişim gibi. Kalkıp lavaboya yürüyorum. Elimi yüzümü yıkayıp yatak odasına geri dönüyorum.

Dışarı çıkmak geçiyor aklımdan. Gardolabımı açıyorum, uzun bir süre göz gezdiriyorum. Tonlarca kıyafetten oluşan bu gardolabın içinde, giymek istediğim tek bir parça kıyafet bile bulamıyorum. Geçmişi düşünüyorum, bu hale nasıl geldiğimi. Bir an için hatırlar gibi oluyorum. Yine evden çıkmaya karar verdiğim bir gündü. Tabii o zaman yataktan kalkmak çok daha kolaydı. Babam gelecekti Antalya’dan, havalimanından onu almam gerekiyordu. Cılız sesimin bile yankılandığı dört duvarlı bu kafeste yalnız olmamak biraz olsun içimi rahatlatır diye düşünmüştüm.

Mutfağa geçip kahve hazırlamaya koyuluyorum. Makineden akan kahve damlalarına bakıyorum, bardak tam dolacakken beklemekten sıkılıyorum ve kahveyi almadan oturma odasına geçiyorum. Kumandaya uzanıp açma düğmesine basıyorum. Sıkıcı bir televizyon programı açılıyor ve değiştirmeye o kadar üşeniyorum ki, izlemeye başlıyorum. Bir süre sonra zihnim yine geçmişe dönüyor. Arabayı havaalanına sürerkenki heyecanımı hatırlıyorum. Yıllar sonra babamı görmüş olacağım için o kadar sevinmiştim ki.

Acıktığımı fark ediyorum ve yemek söylemeye karar veriyorum. Aslında dolapta yemek var, ancak mutfağa kadar gitmektense yemeğe para ödemeyi tercih ederim. Bir süre, ne söyleyeceğime karar vermeye harcıyorum vaktimi. Sabah saat 10:00’da yenmeyecek bir yemekte karar kılıyorum. Restoranı arıyorum, üçten önce temin edemeyeceklerini söylüyorlar. Telefonu kapatıyorum. Hiç yemek yememeyi tercih ederim. Zaten yemek, yakıttan başka nedir ki? Odama gidiyorum, dolaplarımı karıştırmaya başlıyorum. Eski arkadaşlarımla çekindiğim birkaç fotoğraf buluyorum. Bir iki tane de küçüklüğümden. Tuttuğum günlüklere de göz gezdiriyorum ama o kadar saçma geliyorlar ki okumaya tahammül edemiyorum. Tam çekmeceyi kapatacak oluyorum ki, babamla olan bir fotoğrafımı görüyorum. Önce biraz şaşırıyorum. Onunla hiçbir fotoğrafım olmadığına yemin edebilirim, zaten olanları da çoktan atmıştım. Yine o gün geliyor aklıma. Telefon geldiğinde arabadan inmiştim ve girişte babamı bekliyordum. Ah, o telefon! Gelmez olaydı! Ondan sonrasını az biraz hatırlıyorum; ama şunu söyleyebilirim ki her şey çok hızlı gelişti, kendime geldiğimde havaalanındaydım. Burnuma gelen ekşi alkol kokusundan bunalmış ve gözlerimi zar zor açmıştım. Etrafımda insanlar vardı. Bir kadın burnuma kolonyalı mendil tutmuştu, daraltıcı alkol kokusunun sebebi bu olmalıydı.

Daha fazla düşünmek istemiyorum ve kendimi balkona atıyorum. Biraz temiz havanın iyi gelebileceğini düşünmüştüm ama hava çok soğuk ve ben titriyorum. Düşüncelerimden ne kadardır kaçıyorum bilmiyorum, ama tüm gün hiçbir şey yapmamak yardımcı olmuyor. Babamdan kalan parayla geçinmenin, sosyal hayattan uzak olmanın ve tüm gün kendimi eve kitlemenin de yardımı dokunuyor diyemem. Ama dışarı çıkacak gücü bulabilsem, inanın çıkardım. Balkondan çıkıp balkonun kapısını kilitliyorum ve yatak odasına geri dönüyorum. Yatağa giriyorum ve yorgana sıkıca sarılıyorum. Tam uykuya dalacakken, oturma odasındaki televizyonu kapatmadığımı fark edip kalkıyorum ve televizyonu kapatıp oturma odasında uykuya dalıyorum.

(Visited 8 times, 1 visits today)