Beden Gücü Zihin Gücüne Eşit Midir?

HER İNSAN KENDİSİNİ HASTA EDEBİLECEK KADAR GÜÇLÜDÜR!

İnsan Denen Mükemmel Makina

Vücudumuz, bir bilgisayardan veya merkezi işlem biriminden çok daha güçlüdür. Organlarımız biz hiç farkında olmadan bu son teknoloji ürünü cihazlardan mükemmel çalışır, harikalar yaratır. Vücudumuzdaki gerçekleşen her olayın yöneticiliğini üstlenen beynimiz ise tam bir mucizedir. Bir bilgisayardan farklı olarak hayal gücü, bilinç ve akıl gibi insan bedeninin parçası olmayan unsurlara da sahiptir.İnsan beyni söz konusu olduğunda, birçok şeyi anlamak ve anlamlandırmak biraz zor olabilir.

Aslında Elimizde!

Vücudumuzda olan her şey kimyasal tepkime sonucu oluşur. Hayatı bir kimyasal tepkime olarak tanımlamak belki pek çoğumuzun hoşuna gitmeyebilir.  Ancak kriz zamanlarında gösterilen aslında bizim bile şaşırdığımız performanslar; olağanüstü bir durumda, bir kaza veya bir afet anında inanılmazı başaran, kaldırılması imkânsız gibi görünün ağır şeyleri kaldırabilen kişilere ait hikâyeler bu tanımın doğruluğunu bize kanıtlar niteliktedir.

Buradaki esas konu enerjidir. Olağanüstü zamanlarda, o ana kadar vücuda kırk kiloyu taşımaya yetecek kadar enerji üretmesini söyleyen beynimiz, enerjinin iki katına çıkarılması emrini verir. Aslında hayatımızın her bir süreci, belli bir zamanda belli bir olayla uğraşmaya yönelik kimyasal tepkimelerin sonucudur.

Zihin gücüyle vücudumuzu etkileyebilir miyiz?

 Bir Japon özdeyişi hastalıkların zihinden geldiğini söyler. Başka bir deyişle düşüncelerimiz bizi yavaş yavaş kötüleştirip hasta olmamıza neden olabilir. Tabi ki tam tersini söylemek de mümkün. Bizi mutlu eden şeyleri yapmak, huzur veren ilişkiler yaşamak ve olumlu düşünmek şüphesiz bizi bir başka noktaya taşıyacatır. Bunu bir yaşam felsefesi olarak benimseyip pozitif düşünmek bizi mutlu kılacak, hayatımızı güzelleştirecek ve dünyayı daha yaşanır bir yer olarak görmemize yardımcı olacaktır.  Sürekli olumsuz düşünmek olumsuz şeyleri beraberinde getirecek hayat katlanılmaz bir hal alacaktır. Kötü olaylar bir sarmal halinde birbirini izleyecek ve bununla birlikte hastalıklar da peşimizi bırakmayacaktır.

 

Siyanürle Gelen İntihar

 Siyanür kanın oksijen taşıma özelliğini yok ederek ölüme götüren bir tür zehir. Geçtiğimiz haftalarda haber bültenlerinde İstanbul Fatih’te siyanür içerek intihar eden aynı aileden dört kişinin haberleri yer aldı. Biri kilosundan dolayı eve bağımlıydı, biri asker kaçağıydı, bir diğeri hiç çalışmamıştı. Her birinin ayrı sorunları vardı, zaten anneleri de onları çok sevmemişti. Kızları erkek, erkekleri kız gibi yetiştirdiği söyleniyordu. Haberin satır aralarında anneannelerinin de intihar ettiği geçiyordu. Yani hep mutsuzlardı, hastalardı, sürekli antidepresan kullanıyorlardı. Onlar içinde bulunduğu durumun içinden çıkamamış; birbirlerinin umutsuzlarını perçinlemiş ve hep birlikte hayatlarına son vermişlerdi. Yani beyinleri onların bu dünyadaki fiziksel varlıklarını sonlandırmaya karar vermişti.

 

Kanseri Nasıl Yendim

 Bu başlığı ve bu başlık altındaki haberleri defalarca okumuşuzdur. Hastaların yaşama sevinçleri ve başaracaklarına dair inançlarıyla nasıl hayata tutunduklarını görürüz. Benzer haberlerde sayısal veriler de yer alır: Olumlu sonuca inanmak %75 etki, mücadeleci bir ruha sahip olmak % 71 etki, güçlü iyileşme gücüne ve yenilenen amaca inanç % 61 etki… Diğer yandan meditasyon, yoga ve spor gibi ruhumuza iyi gelen aktiviteler de var. Şüphesiz bunlar iş, okul ve özel hayatımızdastresi azaltma, stres yönetimi, verimlilik ve yaratıcılık artışı için kullanılan en önemli ve en etkili araçlar olarak görülüyor.

 Bir yanda yaşadıklarının üstesinden gelemeyip hayatına son veren bir aile, diğer yanda belki de küçücük bir umut olmasına rağmen hayata tutunan insanlar. Bu iki örnekten çıkarılacak şeyse her şeyin içimizde gizli olduğu. Nasıl çalıştığı bugün tam olarak bilinmese de sık sık konuşulan ve kabul edilen “pozitif düşünce” kavramının bir şekilde işliyor.

O halde bizim yapmamız gereken mutlu olmamızı sağlayan şeyleri harekete geçirmek ve yaşantımıza fayda sağlayacak biçimde çalışmalarını sağlamak ve her günü olumlu bir tutum içinde ve dolu dolu yaşamak. Eğer bu beraberinde sağlıklı ve zinde bir vücudu da getiriyorsa denemeye değmez mi? Bu tabii ki çok da kolay değil. Ama huzur dolu, güzel ve uzun bir yaşam sürdürebilmek için; içten duygular uyandıran işlerin ve ilişkilerin içinde olmak yaşam içerisinde karşımıza çıkacak kötü olaylarda karamsarlığa kapılmamak son derece önemli hem bedenimiz hem zihnimiz için. Çünkü aslında biri diğerinden üstün ya da bağımsız değil. Zihnimizde büyüttüğümüz bir şey bedenimize zarar verebilir, organlarımızı kullanarak yaptığımız bir şey ruhumuza iyi gelebilir. İkisi birbiriyle iç içe ve bir bütün; her başlayan gün yeni ve güzel bir gün.

(Visited 104 times, 1 visits today)