Belki Bir Gün

Bugün 27 Mayıs 2076. Dünya hala sefalet içinde sürünürken, bu kara leke giderek daha fazla insanı katlediyordu. Sokaklarda gezinmek, kendine bir cellat tutmakla aynı kafaya çıkıyor. Şehir çok sessiz. Ölüm sessizliği sadece sokakları değil, ailelerin en iç noktalarına kadar işlemiş durumda. Dünya ölüyor ve bunu fark etmek için gözlerinizin ya da kulaklarınızın olmasına gerek yok. Hissediyorsunuz. En ince ayrıntısına kadar bütün sinirlerinizde hissediyorsunuz.

Hastalık ortaya çıkalı daha beş sene olmasına rağmen çok hızlı öldürüyor. Adeta iki aydan fazla aç bırakılmış bir insanın yemeğe dalıp en kısa sürede bitirmesi gibi. O da bizi bitiriyor. Peki bu nasıl bu raddeye geldi derseniz kısaca şöyle anlatabilirim. İki ülke arasındaki hiddetli bir savaş. Ne bombalar çare ne askerler ve bunun farkında olan iki büyük ülke. İçlerinden biri direk bu işin köküne iniyor ve bir o kadar bulaşıcı, bir o kadar da ölümcül bir virüs yapıyor. Kendi halkı güvende olsun diye de panzehir. Sonra bu virüs o ülkeye gidiyor. Ama tahmin edilemeyen küçük hatalar her insan tarafından yapılabileceği gibi bilim insanları tarafından da yapılıyor. Virüs mutasyona uğruyor ve daha bulaşıcı, daha ölümcül bir hal alıyor.

Ardından Dünya bu hale geliyor. Bir avuç insan evlerine tıkılmış halde dua ediyor. Çünkü ellerinden gelen hiçbir şey  yok. Bir avuç insan kime ne olduğunu bilmeden dört duvar arasında yıllanıyor. Daha on üç yaşında gençliğinin en güzel yerinde olan çocuğun en yakın arkadaşı maskesi. En büyük eğlencesi de hayal kurmak.

Yine siyahtan kara bir sabaha kapalı perdeme günaydın dedikten sonra dostum maskeyi alıp içeri geçtim. Sabah saat on sularındaydık. Yine bir umut, toz zerresi kadar küçük olsa da televizyondaki tek kanalı açtım. Ana haber kanalı. Yine binlerce ölü ve kurtulmayı umut eden on binlerce can. Evet ilk başlarda üzülüyordum ama şimdi benim de bir farkım yok. Ha kamera önündeyim ha arkasında yaşanan hayat aynı. Ansızın bir haber belirdi,şok haber. Marstaki yeni hayat çalışması son bulmuştu. Bu da demek oluyor ki, biz o bir avuç insan kurtulabiliriz. Yeni bir hayata atılabiliriz. Hemen içeri gittim ve her kesi uyadırdım. Televizyonda bütün gün aynı haber gösterildi. Artık bir umut vardı. O  toz zerresi küçüklüğündeki umutlar birleşerek sanki yol oluyorlardı bizlere.

Haberden birkaç gün sonra on tane uzay gemisinin Dünyadan Marsa hareket edeceği duyuruldu. Bu gemiler Texas’dan kalkacaktı. Hızlıca bavulları hazırladık ve bütün önlemleri alarak evden çıktık. Sokakta tek tük arabalar vardı işte bunlar umut ışıklarıydı. Uçağa vardığımızda uçak neredeyse dolmak üzereydi. Biz bindikten birkaç saniye sonra uçak havalandı. Uçak havalandıktan sonra yapılan anonsla irkildim. Duyduklarıma inanamadım! Uçakta virüslü birinin olduğunun anonsuydu. Elveda dünya. Sen bunları  hak edecek ne yaptın?

(Visited 9 times, 1 visits today)