Benim Kahramanım

Gelecekte büyük küçük fark etmeksizin tüm gönüllerin kahramanı olacağını bilmeden odasının içinde dört dönüp duruyordu sarı saçları, mavi gözleriyle. Bir milleti yoktan var etmenin haklı yorgunluğu vardı omuzlarında, bir şey düşünüyordu belliydi,ona rağmen hala gülümsüyordu çünkü umutlu yarınlar için çalıştığının farkındaydı.

Derken kapı çaldı, kaşları aniden çatılmıştı; bu saatte kimseyi beklemiyordu. Şaşkın gözlerle bu davetsiz misafirlerin kim olduğuna bakarken içeri iki tane kız çocuğu girdi, büyülenmiş gibiydiler ,etraflarına sanki bir rüyadaymış gibi bakıyorlardı. Ellerinde tomarca kağıt vardı, hazırlanıp gelmişlerdi belliydi. Kızların meraklı gözlerle baktığını görünce yüzündeki çatık kaşların yerini sevecen bir tebessüm aldı. Daha onlara ne için geldiniz diye sormadan kızlar bir ağızdan konuşmaya başladı. Röportaj yapmak için gelmişlerdi, soru sormak için sabırsızlanıyorlardı. Çok mutlu olmuştu kız çocuklarını bu şekilde görmeye. Çünkü onlar geleceğimizin güvencesi, yaşam sevincimizdi.”Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.”ilkesini benimsiyor, çocuklar ile ilgili konuları hep öncelikli tutuyordu.

Kızlar onayı da alınca çok da vakit kaybetmeden başladılar sorularını sormaya. İlk soruları şuydu:” Ülkenin geleceği hakkında nasıl bu kadar yerinde kararlar verebiliyorsunuz?”

Çok geçmeden cevap geldi:

Göz odur ki dağın arkasını göre,akıl odur ki başa geleceği bile.

Cevap ders verir nitelikteydi. Kızlar hayranlık duyan gözlerle bir yandan ağzından çıkan her kelimeyi not almaya çalışıyor, bir yandan da verdiği cevaplardaki mesajı çıkarmaya çalışıyordu.

İkinci soru hemen ardından geldi:

-Planlamanızı neye göre yapıyorsunuz, bu konuda izlediğiniz bir yol var mı?

Bu sefer daha düşünceliydi, kelimelerini cımbızla seçiyordu, kızları yanlış yola yönlendirmek istemiyordu çünkü sonuçta karşısında geleceğin doktoru, avukatı, politikacısı, öğretmeni yani o ülkenin geleceği duruyordu.

Cevabı şöyle oldu:

-Işığını akşamdan önce yakan sabaha çırasında yağ bulamaz.

Bunu söylemesinin iki amacı vardı, kızlara sadece ilerisi için değil bugün için de işlerine yarayacak bir tavsiye vermek istiyordu. İkinci olarak da yalnız bir konu ile ilgili değil eğer yapılırsa her konuda işlerine yarayacak bir tavsiye olmalıydı. Amacına ulaşmış olacak ki karşısında onu pür dikkat izleyen iki çift parıl parıl göz sanki yıllardır saklı olan bir hazineyi bulmuş edasıyla ona bakıyordu.

Son bir soru kalmıştı, kızlar uzun bir liste çıkarmıştı sorular için ama daha fazla da vaktini almak istemiyorlardı. Son soru olmasının da etkisiyle diğerlerine nazaran daha hüzünlü bir sesle sordular bu soruyu. Bu aralarında en manidar olanıydı. Sorup sormamak arasında kararsız kalmışlardı ama içlerini kemirmektense sormaya karar verdiler. Bu sefer biraz çekingen bir ses tonuyla sordular:

“Bizi yanlış anlamayın lütfen ama bu kadar işiniz arasında üstelik habersiz gelmemize rağmen bizi kabul ettiniz ,bizim için zaman ayırdınız. Nasıl bunu başarabiliyorsunuz?” diye sordular.

Haklıydılar, soruların arasından en manidar olanı buydu. İçten içte nasıl herkese bu kadar değer vermeyi başarabiliyorsunuz diye soruyorlardı.

Cevabını gecikmeden söyledi, onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu:

“Gözüm gibi seviyorum sizi.”dedi. Çocuklara sordu:Siz hiç bir ülke dolusu kadar çocuğu olan birini gördünüz mü? İşte o benim. İnsan hiç çocuklarına kötü bir şey olsun ister mi, onlarla konuşmak ,dertleşmek, yetiştirmek ister.İyi yerlerde olduğunu, büyüdüğünü görmek ister.

Gözleri dolmuş,duygusallaşmıştı. Herkes onun çocuğunun olmadığını söylüyordu ama aslında onun binlerce çocuğu vardı. Kızlar da durumu anlamış olacak ki “İşte bizim kahramanımız!” diye bağırarak sarıldılar ona. Her iki taraf da ne kadar şanslı olduklarını bir defa daha anladılar, o, böyle çocukları olduğu için; kızlar ise “çınarlarının” gövdesinde huzurla yaşayabileceklerini bildikleri için…


 

 

(Visited 5 times, 1 visits today)