Beyaz Yalanlar Siyah Gerçekler

Fazlasıyla sıradan bir günde dışarı çıkıyorsunuz. Sokaklarca yürüyor yeterince şehirleşmiş bir yerdeyseniz uzun uzun apartmanlar ve perdelerin arkasına saklı onca ev görüyorsunuz. Yanınızdan kim bilir kaç kişi geçiyordur… Bu insanların herhangi biriyle normal bir sohbet başlattığınız zaman sizlere yalandan ya da kandırılmaktan hoşlanmadıklarını söylemeleri çok da olağan dışı değildir. Ancak sizce kaç tanesi bu konuda tamamen dürüst?

Belki de bu sorunun yanıtını almak için bu kadar da uzağa gitmemize gerek yoktur, ne dersiniz? Birinin

size yalan söylemesi size kendinizi kötü hissettirirdi, değil mi? Çünkü karşınızdaki kişinin sizin zekanızı hafife aldığını gösterir bu ancak kimse hafife alınmamalıdır. Karşınızdakinin size yalan söylediğini fark ettiğinizde kalbiniz kırılır ve bir daha bu kişiye güvenme konusunda zorlanırsınız bilakis haksız da sayılmazsınız. Size bir konuda yalan söyleyebilen biri, bir yalan daha söylemiş olabilir hatta size bunca zaman siz fark etmeden birçok yalan söylemiş olabilir. Durum bu şekildeyse neden size yalan söylenirken değil yalanı yakaladıktan sonra kötü hissettiniz? Kolay bir açıklaması var bunun; sizi üzen şey söylenen yalan ya da yalanın söylenmiş olması değildi çünkü… Sizi üzen şey bu yalanın yalan olduğunu bulmuş olmanızdı. Pekala bu durumda ne yapardınız peki?

“İki insan var; gerçeği bilmek isteyenler ve yalana inanmak isteyenler.” Açıklamasında siz neredesiniz? Eminim ki birçok kişi gerçeği bilmek istediklerini söyler. Ne olursa olsun gerçeği mi bilmek isterdiniz? Belki de bu öğreneceğiniz gerçek sizin hayatınızı baştan aşağı değiştirebilecek bir gerçektir, bunu göze alarak mı gerçekleri bilmek istediğinizi söylemek istiyorsunuz yoksa yalnızca aklı başında insanların söylemek zorunda olduğunu düşündüğünüz bir şey olduğu için mi gerçekleri bilmek isterdiniz? Oysaki ben söylenen yalanlara göz yummuş ve yummaya devam edecek olan insanları görür gibiyim; bu insanlar zavallı, aşağılık ve güçsüz mü? Bana kalırsa değiller.

 

Bir senaryo hayal edelim, en yakın arkadaşınız birkaç ay içerisinde ölecek. Bunu bilmek istediniz değil

mi? Hazırlanabilmek için belki yahut “daha dolu dolu, kaliteli vakitler” geçirebilmek içindir. Ancak, çok kısa bir sürede sizi bırakacağını bildiğiniz biriyle ve her an gidebileceği korkusuyla nasıl kaliteli son anılar yaşayabilirsiniz ki? Her gözlerine baktığınızda öleceğini bildiğiniz biriyle son anılarınızın aceleye gelmiş ve tadı olmayan umutsuz “son anılar” olmasını mı istediniz yoksa bu kişiyi her zaman sizinle olduğu gibi mi hatırlamak isterdiniz? Gittikten sonra son anlarınıza baktığınızda “Belki de yeterince iyi değildi…” “Daha iyi olabilirdi ancak bunu ben batırdım…” diye düşüneceğiniz anılardansa her daim dönüp baktığınızda hatırlayabileceğiniz anılarınız olmasını tercih etmez miydiniz? Bu gibi bir durumda ölecek olan kişinin size yalan söylemesi hem size hem de kendisine yapabileceği en büyük iyiliktir bence. Elbette, en yakın arkadaşınızın size bu konuda güvenmesini ve bunu kaldırabileceğinizi bildiğini bilmeniz size bir güven verecektir yahut içinize gerçekten bakmanızı rica ediyorum. En derinlere bakın ve hiç değilse kendinize karşı dürüst olun, bu bilmeyi isteyeceğiniz bir gerçek mi?

                Benim dürüst fikrimi soracak olursanız ben ne pahasına olursa olsun bilmek isterdim, herkes gibi. Lakin, benim dürüst fikrim ne kadar dürüst tartışmaya açık bu sebepten ötürü ben yalana inanmak isteyen insanlarla empati yaptığım zaman onlara üstten  bakılmaması gerektiğine inanıyorum. Ortada değiştirebileceğiniz hiçbir şey yok iken kafanızın arkasında asla susmayacak bir “Ya değiştirebilseydin?” sesinin beynimin arkasını tırmalayacağını biliyor olmam gerçeği yalana inanmaya olan ihtiyacımı arttırmıyor diyemem. Yine de sonuç olarak kimse tamamen dürüst olamayacağı için her daim gerçeği bilmemiz imkansız, değil mi?

(Visited 83 times, 1 visits today)