Bilim ve Gerçek

Söze bir soruyla başlamak istiyorum. Nedir gerçek? Anlamını bildiğimiz ve bilebileceğimiz doğru ve yanlışlar mı yoksa inanmak istediğimiz somutlamalar mı? Gerçek, bizi kendisine inandırmış ve yönelimi belli olan pencerelerdir. Peki pencerelerin doğru yöne baktığından eminsek neden farklı düşünceler göze çarpar? Gerçeğin taşlı yolunu aydınlatan yıldızlardan neden hep en parlağını seçmek isteriz?

Bilim tam da bu anda hakkında düşündüğümüz manzaranın özelliklerini teker teker anlatmaya başlar. Örneğin, manzarada binlerce canlı ve cansız varlığın arasından ağaçları incelemeye başlar. İlk başta dış görünümünden bir temelle toprağa bağlanmış olan varlıktır der. Ardından birden fazla parçadan oluştuğunu fark eder ve gövde, yaprak ve kökten oluşan varlıktır der. Sonra kollarındaki uzantılara bakar ve yakacak odun der. Devamında bilmin de ilerleyişiyle ve gözlemlerle canlılığın temel özelliklerinin bütününe yayılmış bitkidir der. Onu da kendi içerisinde bölmeye başlar ve yaprakları incelerken  neden yaprakların  yeşil olduğunu merak eder. İçindeki genetik materyallerden olduğunu anlar ve fotosentezi bulur. En son olarak ise fotosentez yapabilen birden fazla görev işlevinde kullanılabilen kısımlardan oluşmuş temel bir ana gruba bağlı yaşayan varlıktır denmiştir. Peki ilk tanımla son tanımın bu kadar farklı olmasının sebebi nedir? Bakılan pencerenin uzaklığı bunda temel etkendir. Ya da ne kadar gökyüzüne baktığınla ilgilidir çünkü ne kadar bakarsan diğer yıldızların da aydınlattığını o kadar çok anlayabilirsin. Peki uzaklığından kaynaklı göremediğimiz yıldızların aydınlatmadığını söyleyebilir miyiz? Başta sorduğum sorulara dönersek insan döneminin gerçeklerinin peşinde koşarken kendi bildikleri dışındakini soyutlamaya çalışır. Bundan dolayı insan değişimden hoşlanmaz. Bundan dolayı soyutlamaları , karanlığın ardına gizlediği yıldızları, ortaya çıktığında inanmakta zorlanır. Bu insanı inanmaya sevk eder. İnsanın inanmış olduğu işlevlerin artması onun gerçeklik algısıyla fark edilmeden oynamaya başlar. Ve Bilim gerçeğin taşlı yolunu incelemeye yarayan iki dağ arasındaki zamana bağlı güçlenen tek köprü olur. Bu köprünün başından sadece Kutup Yıldızı görünür, ortasından takım yıldızları görünür,biraz ilerisinde ise aslında bunları Dünya’da olmadığı görülür. Bu  geçmişimizden günümüze kadar bilmin bize kanıksattığı gerçeklerin üzerinden geçtiği köprüdür.

Tarih boyunca bilimle gerçek birbirinden ayrılmamıştır. Bilim gerçeği geliştirerek farklı doğrularla sunmuştur. Yani bilim olan pencereyi açmış ve toprakla değil de altıyla, gökyüzüyle değil de üstüyle, canlıların dışıyla değil de içiyle ilgilenmiştir. Yıldızlara bakmış ama herkes tarafından fark edilebilecek özellikleriyle değil de düzenleriyle, işlevleriyle ve ötesindekilerle ilgilenmiştir. Bilim pencereyi hiçbir zaman değiştirmemiştir farklı açılarla kendine yeni pencereler yaratmıştır. Eski pencerelerin de kırılma riskini göz önünde bulundurarak yeni gerçekler yaratabilecek güce erişmiştir. Sonuç olarak bilim hep var olan gerçekler hakkında bildiklerimiz ve değiştirebileceklerimizi araştırmıştır ve her araştırma farklı sonuçları beraberinde getirmesiyle yeni doğrularımız bazı gerçeklerin yerini alarak eskisini basit bir an olarak geride bırakmıştır.

(Visited 346 times, 1 visits today)