Bina mı Yaşam Alanı mı?

‘’Mimarlar sadece bina mı yoksa yaşam alanı mı tasarlar?’’ Uzun zamandır tartışılan bu soruya evet cevabını verenlerin mimarlık mesleğini anlamadığı âşikâr. Mimarların görevi tabi ki sadece bina tasarlayıp onu uygulamaya dökmek değildir.Onların  görevi toplumlar için yaşam alanları tespit etmektir.Bunun en güzel örneğini üniversitelerde görebiliriz.Mimarlık öğrencilerinin zaman zaman belirli bölgelere gezi düzenleyip oralarda araştırma yapması genç mimarların çevreyi tanımasına yardımcı olur.Yaptıkları eserlerle, çevreye sağladıkları katkılarla yaşam alanı oluştururlar. Mimarlar bilirler ki yaşam alanı  oluştururken sadece o arazi değil, çevresindeki yerleri de yani koskoca bir şehri de göz önünde bulundurmalıdırlar.

Peki bu kadar üzerinde durduğumuz yaşam alanı nedir. Canlıların hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli özelliklere sahip doğal çevreye, o canlının yaşam alanı adı verilmektedir.Yaşam alanlarına genel olarak doğaya zarar vermeyen binalar örnek verilir çünkü gelecek nesilleri korumak ve nesiller boyu türümüzü devam ettirebilmek bizim asli görevimiz olarak bilinir.Biz bu yaşam alanlarını korumak için genellikle ağaç diker, sulama projeleri yaparız.

Buna örnek olarak Tokyo’da büyük oranda ağaç ile yapılan 350 metre yükseklikte 70 katlı ‘’W350’’ kulesinin yapımı, kelimenin tam anlamıyla mimari yaşam alanına verilebilecek en büyük örneklerdendir.Dünyanın en büyük5. Gökdeleni olarak da bilinen bu kulenin aynı zamanda atmosferden 100.000 ton karbondioksit emmesi düşünülüyor.’’ Yapımı için yaklaşık 185.000 m3 kereste yani yaklaşık 25-30 bin ağaç harcanması planlanıyor. Aslında hibrit tasarlanan kulenin yüzde 90’ı ahşap, yüzde 10’u çelik olarak düşünülmüş. Günümüz gökdelenlerinde kullanılan taşıyıcı sistem olan tübüler sistem bu yapının ayakta kalmasını sağlayacak.’’

Gobi Çölü’nün genişlemesini engellemek için yapılmaya başlanan 4.500 kilometre uzunluğundaki Yeşil Çin Seddi buna farklı bir model olarak gösterilebilir.2050 yılında bitmesi düşünülen bu desende 100 milyar ağaç ekilmesi planlanmış.

Çalışmanın ne kadar sürdürülebiliriz olduğunun ucu açık.Bu projelerin gerçekleşmesi durumunda dünyaya sağlayacağı yararları hayal etmek ne mümkün.Belki gelecekte bütün evler ve binalar doğal yaşam alanlarıyla olacak.Kim bilebilir belki 100 yıl içerisinde bütün binalar ve yapılar doğaya katkı sağlayacak bir biçimde tasarlanır.

Kısacası verdiğim bu iki örnekte mimarların sadece bina yapmayıp, doğal yaşam alanları da tasarladığını gösterip kanıtlamaya çalıştım.Bu iki kreatif mimari tasarım  da bunların kanıtıdır.Yeni neslin böyle yaratıcı ve doğaya verilen zararın en aza indirgenmesinin taraftarıyım.Geleceğimizi kendimiz şekillendiriyoruz ve genç nesillere bırakacağımız en güzel hediye onlara aydınlık  bir yaşam alanı sunmaktır.Burada da iş mimarlara büyük iş düşer.

(Visited 67 times, 1 visits today)