Bir Ailenin Evi

Bugün 12 Kasım 1998 idi. Annem ile babam yeni ayrılmışlardı. Ben annem ile kalıyordum. Evde bizden başka anneannem vardı ve onun kedisi vardı. Ekonomik durumumuz ortalama bir ailenin biraz üstündeydi. Ben ve annem çalışıyor, anneannem ise biz işten gelince yemek yapıyordu. Bir gün otobüsle işe giderken elimi cebime attım ve bir kağıt parçası elime geldi. Kağıt parçasını elime aldım ve kağıdın üzerinde bir adresin yazdığını gördüm. Google mapsten adrese baktıktan sonra bir çiftliği gösteriyordu. Bu kağıt parçasının bana nereden geldiği hakkında hiçbir fikrim yokken adresin de ıssız bir çiftliği göstermesi beni biraz ürkütmüştüm. Üzerinde çok fazla düşündüğümü fark edince bugün sunacağım projeyi unutmaya başladım ve kendime bunu düşünmek yerine bugünkü projeyi düşünebilirsin diye söylendim ve şu anlık bu konuyu unutmayı başardım. O günkü projemde yine aklıma adres geldi ama kendimi sakin tuttum. Eve geldiğimde ise polise gidip gitmemek arasında kalmıştım ama sadece ailemle paylaşmayı karar aldım. Aileme anlattığımda ise şaşırıp kalmışlardı. Oraya gidip gitmemek için oylama yaptık ve 2 kişiye 1 kişi olarak o çiftliğe gitme kararı aldık. Herkes yarın işten izin alıp o çiftliğe gidecektik. Sabah olunca arabamıza atladık ve erkenden yola çıktık. Çok uzun bir yolculuktu. Çiftliğe geldiğimizde etrafa bakındık ve hiçbir insan görmedik. Birkaç tane yabani hayvan vardı sadece. Anneannem korkmuştu. Çiftlik evine doğru yürümeye başladık. Evin önüne geldiğimiz zaman içimizde bir korku hissetmeye başladık ve geri eve mi dönsek diye bir düşünmedik değil. Ama gelmiştik bir kere keşfetmeden gitmek olmazdı. Çiftlik evinin kapısını açarken kapı gıcır gıcır ediyordu. Evde küf kokusu vardı ve annemin astımı olduğu için o dışarıda beklemek zorunda kaldı. Ev iyi dekore edilmişti ama çok eskiydi . Fareler kol geziyordu ortalıklarda. Girişin hemen sağında bir mutfak vardı. Mutfağa girdiğimiz zaman karşımıza kare bir yemek masası çıktı. Sağ ön bacağı kırıktı. Masanın etrafında 4 sandalye vardı ve 2 tane de oyuncak . Bir tanesi bez bebek ve diğeri ise tahtadan bir oyuncak araba. Anneannem bu oyuncakların tanıdık geldiğini söyledi ve iki oyuncağı da çantasına attı. Hızlı adımlarla evin kapısından çıkıp anneme bu oyuncakları gösterdi. Annem bir şey demedi ama birkaç saniye sonra annem bağırdı. “Bu benim ve kardeşimin oyuncakları!”. Ben şaşırmıştım. Annem nerede buldunuz diye sormaya başladı. Anneannem içeri gelmesini söyledi ve burasının tanıdık olup olmadığını sordu. Ben hiçbir şey anlamıyordum. Annem ise buranın çok tanıdık olduğunu hatta küçüklüğünün burada geçtiğini söylüyordu. “Ama nasıl olurda burayı tanımayız.” dedi annem. Ben de çok eskiden terk edilmiş o yüzden olabilir dedim. Evi daha da keşfetmek istiyordum şimdi. Anneannemi çağırdım çünkü evi o daha iyi biliyordu. Kendi odasını gösterdi eskiden annemin odasını ve kardeşinin odasını gösterdi . Son olarak da eşinin odasını ve fotoğrafını gösterdi. “Biz eskiden bu çiftlikte yasıyorduk. Hayatımdaki en sevdiğim insan hasta olunca şehire taşınmak zorunda kaldık ve bu çiftlik bir daha aklımıza bile gelmedi. Şehirde bir hayat kurmuştuk. Böylelikle bu ev de çürümeye mahkum kaldı. Bunları anlatırken anneannem gözyaşlarına boğuldu.  Bu çiftliği yeniden kurmaya yemin etti ve annemi de alıp atladık arabaya.  Eve gidince hemen bir tamirci tuttuk ve çiftlik evini onarmaya başlaması için parasını verip adresi gönderdik. Artık ben ve yeni kocam çiftlikte yaşıyoruz ve kendi temel ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılıyoruz.

 

(Visited 6 times, 1 visits today)