Bir Çıkar Meselesi

Hava kararmaya yakın saat 16.15’i gösterirken patronumdan izin alıp erken çıkmıştım, eşim ve çocuklarımla birlikte iş yemeğine gideceğim için heyecanlanmıştım. Evime vardığımda arabadan inmeden ailem arabaya bindi. Onlara bu yemeğin benim için ne kadar önemli olduğundan bahsediyorum, malum yemeği şirketimiz organize ediyordu ve bu sene benim şirkette tam onuncu yılımdı. Patronum birkaç gün öncesinden benim orada konuşma yapacağımı ve bunun için hazırlıklı olmam gerektiğini söylemişti.

Yaklaşık bir saat sonra lüks otele varmıştık kapıda kocaman harfler ile “Nirvana Palace” yazdığını okudum. Herkesin altında son model arabalar, üstlerinde şık ve pahalı giysiler vardı. Otelin içindeki restoranta girdiğimizde büyük bir heyecan basmıştı, ne kadar sakin olmayı denesem de pek başarılı olamamış olmalıyım ki eşimin bana sakin olmam konusunda telkinler söylediğini hatırlıyorum. Yemek başlamıştı, yeni iş arkadaşlarımı ailemle tanıştırıyordum kiminin çocukları; oğlum Doğukan ve kızım Nisan ile aynı okullarda okuyorlardı. Onlar sohbete dalmış, kendi aralarında sohbet ederlerken ben ise konuşma için hazırladığım kağıdıma göz gezdiriyordum. Yemek faslı bittikten sonra konuşma yapmamı, bu şirkette çalışmaktan ne kadar mutlu olduğumu, şirkete yeni gelenlere anlatmak için alkışlar eşliğinde kürsüye çıktım. Tam konuşmaya başlayacaktım ki kalabalığın arasında onu gördüm. O benim her zaman yalan söylemekten kaçınmamı söyleyen, asla bu ülkenin gençleri dışında başkasının çıkarlarını düşünmeden çalışmamı öğreten Muzaffer Ağabeyim’di. Kendisi benden yaşça büyüktü, çocukluğumun neredeyse tamamı onunla geçmişti. Muhtemelen o da şirkete yeni gelenlerden birinin akrabasıydı. Bana söylediklerini kardeşine de söylemiş olmalıydı ama sözünü geçiremediği belliydi. Her neyse ben orada birkaç saniye durdum ve şirkette geçen tüm karanlık işleri; astları harıl harıl çalıştırarak üstleri zengin etme mantığını içimden gelen her şeyi anlattım. Kürsüden indiğimde ise herkes büyük bir şok içinde bana bakıyordu. Patronum Rasim resmen sinirinden küplere binmişti. Ailemi de alıp dışarı çıktığımda gözüm hala Muzaffer Ağabey’i arıyordu. Adeta oraya çıkıp tüm bunları söylememi sağladıktan sonra ortadan kaybolmuştu. Eşim merakal neden bunu yaptığımı soruyor, çocuklarım ise korkmuş bir şekilde bana bakıyorlardı. Doğukan’ın ağzından “Baba, biz artık fakir mi kalacağız.” sözlerini bile duydum. Ona “Gerekirse evet kalacağız ama her daim birlikte olacağız.” dedim.

Birkaç ay süren araştırmanın ardından buradayız işte Niyazi’m. Siz öğrencilere burada makul bir fiyat karşılığında güzel çalışma ortamı ve sıcak kahve imkanı sunuyoruz. Kimsenin çıkarı için çalışmıyoruz sadece ülkemizin gençleri çalışsın iyi yerlere gelsin istiyorum. İyi de Mehmet Amca “Burada mütevazı kafenize ders çalışmaya gelen insanlar ileride bir yerlerde başkasının altında çalışmayacak mı?”. İllaki çalışacak evladım kimi insanlar risk alır kendi işini kurmak ister, kimileri ise etliye sütlüye bulaşmadan aldığı paraya bakar saat 5’ten sonra işle ilgili bir şey düşünmek istemez. Niyazi’nin bakışlarından sonra kendimle gurur duydum bakışları beni onurlandırıyordu, duygulanmıştı biraz. Güzel sohbet için teşekkür ettiğini söyledi. Ben ise içeri geçip öğrencilere hizmet etmeye, ülkemin geleceğini parlatmaya devam ettim.

(Visited 4 times, 1 visits today)