Bir Mektup Bin Yalan

Yaş 35 yolun yarısı eder demişler. Kimi için yolun yarısı , kimi için yolun sonu. Çok erken ayrıldı aramızdan babam. Daha onu tanıyamadan, hoşça kal bile diyemeden. Söylediklerine göre çok okurmuş babam. Kafasını kitaptan kaldırmaz , ona hep dostu gibi davranırmış. Bu yönüyle babamı tanımaya çalışıyorum hep. Çünkü bir tek okurken ona kendimi yakın hissediyorum. Bu yüzden kitap okumak benim için bir hobi değil , yaşamın birer parçası. Tıpkı bir aile gibi…

Yine yağmurlu bir günde sayfalarına doyamadığım, okudukça farklı diyarlara gittiğim en sevdiğim kitabımı elime aldım. Camın pervazına çarpan yağmur damlaları , kahvemin burnuma gelen kokusu ve kitabım hayatımda beni en çok mutlu eden üçlüydü. Okuduğum her yeni kitap başka bir kapı açıyordu hayatıma. Benliğimi unutup o kitabın karakteri oluyordum adeta.  Bu sefer ailesini genç yaşta kaybeden bir kızdım. Kimi kimsesi olmayan , yapayalnız  hayata tutunmaya çalışan bir genç kızın anılarını okuyordum. Ta ki annem içine daldığım tüm düşlerimi yok edene kadar. Kimi zaman çok kızardı okumama. Vaktimi çok fazla harcıyormuşum. Anlamadığım şekilde babamı hatırlatan hiçbir şeyi uygun bulmuyordu. Acısından mıdır bilemiyorum fakat ben sadece bu şekilde onu tanıma fırsatı buluyordum.

Siyahla beyazın birbirine karıştığı onlarca fotoğraf vardı albümde. Elimde çocukluğumu , gençliğimi ve ailemi tutuyordum. Baktıkça yüzümde insanın içini ısıtacak tebessüm oluşuyordu. İnsan anıları unutabiliyor fakat hissettirdiklerini unutamıyor. Derken bir fotoğrafa rastladım. Yılların eskitemediği sanki dün çekilmiş gibi bir fotoğraf. Babam ve yanında yabancı bir adam. Birbirleriyle sımsıkı kucaklaşmış gülümsüyorlar. Babamın elinde bir kitap var yarısı hediye paketiyle sarılı. Bu fotoğraf nasıl gözümden kaçmış hayret ettim.  Fotoğrafın arkasını çevirdiğimde kısa bir yazı yazıyordu. ” En yakın arkadaşımdan en güzel hediye…” . Altında da Taksim ve tarih yazıyordu. Fotoğrafa uzun süre bakakaldım. Babam için bu kadar özel olan bu kitabı okumak için sabırsızlanıyordum. Kitabın adı net bir şekilde fotoğrafta görünüyordu. Hafta sonu taksime gidip o kitabı almaya karar verdim. Günler günleri kovaladı. Sonunda cumartesi geldi çattı. Sabah erkenden kalkıp Taksime gitmek için yola koyuldum. Aşağı yukarı orda kitap satan sahafları biliyordum. Caddenin başından başlayıp tüm sahaflara sırayla bakmaya başladım. İlk üçünde aradığım kitabı bulamadım. Yavaş yavaş moralim bozulmaya başlamıştı. Koca bir sokağı boylu boyuna dolaştım. Fakat aradığımı bir türlü bulamadım.  Umutsuz bir şekilde İstanbul’un kalabalık sokaklarında yalnız dolaşıyordum. Arka sokaklardan birinde yürürken bir sahaf gördüm. Şansımı denemek için sormaya karar verdim. Kitabın ismini söylediğimde oradaki çalışan kız böyle bir kitabın olmadığını söyledi. Tam ümidimi kesip geri dönecekken kız bana seslenip elime kapağı biraz yıpranmış olan o kitabı verdi. Bir an tüm dünyalar benim oldu sanki. Kitaba bir an önce başlamak istiyordum. Bu yüzden hemen eve doğru yola çıktım. Eve geldiğimde içim içime sığmayan  mutluluk ve aynı zamanda hüzün ile kaplıydı. Hemen odama çekildim ve kitabı okumaya başladım. Kitabın sayfalarını sanki gece gökyüzünde yıldızları seyreder gibi hayranlıkla seyrettim. Akıcı dili ve betimlemeleriyle daha ilk sayfasında ben buradayım diye bağırıyordu kitap diğerler okuduklarıma nazaran. Beni kendi içine çeken ve sürükleyen kitabın büyüsü 23. sayfada birden sona erdi. Sayfanın arasına konulan kağıt yaprak kadar ince ve katlanmıştı. Başta notun sahaftaki çalışana  ait olduğunu düşünüp özelini okumamaya karar verdim. Fakat daha sonra merakıma yenik düşüp kağıdı okumaya başladım. Başlamamla gözlerimden yaşların süzülmesi bir oldu. Hayretler içinde okuduğum mektup babam tarafından anneme yazılmıştı. Babamın hayatından  bıktığını ve uzaklara gitmek istediği yazıyordu. Beni sevdiğini ve bunun bir veda olmadığını söylemiş mektupta. Kafamda milyonlarca soru vardı. Bu mektup neden olması gereken yerde değil de arka sokaktaki sahaftaydı? Şimdi her şeyi anlamaya başlamıştım. Babamın gidişini kendine yediremeyen annem mektubu bu kitabın arasına koyup babamın en yakın arkadaşına vermiş. O yüzden bu evde onu hatırlatan her şeyi kaldırıyordu. Bizi terk ettiği için. Babamın yaşıyor olmasına mı sevineyim yoksa bizi terk ettiğine mi üzüleyim hatta annemin beni koca bir yalanla büyüttüğü gerçeğine mi kırılayım bilemiyorum.

Şimdi anladım neden kitap okumayı bu kadar çok sevdiğimi. Beni yalanlar üzerine temellendirilmiş bir hayattan koparıp başka diyarlara götürüyordu. Beni mutlu ediyor, zor zamanlarımda kucaklıyordu. Tıpkı bir baba gibi…

(Visited 56 times, 1 visits today)