Bir Tüp DNA

Bilimin ve teknolojinin gelişmesiyle sayısız kapı insanlığa açılmıştır. Bu kapıların niteliği, yapabilecekleri ve hayatımıza etkileri halen gelişmekte, yeni şekiller kazanmaktadır. Peki, bu gelişmelerin hepsi pozitif yönlü olmak zorunda mı? Aslında günümüze kadar yaşanılan olaylardan buna bir cevap bulmak mümkün. Nükleer ve biyolojik silahlar, çevreye zararlı bilimsel testler ve teknoloji bağımlılığı teknolojinin gelişmesiyle doğru oranda ortaya çıkan negatif olayların sadece bir kısmına örnek.

Genetik mühendisliği de genleri, insan, bitki ve diğer organizmaları inceleyen bilim dalıdır. Genetik mühendisliğine, toplum her zaman bir önyargıyla yaklaşmıştır çünkü hayata geldiğimizden bu yana bize öğretilen temellere karşı gelişen ve biraz da bilim kurgu filmlerini andıran bir yapısı vardır genetik mühendisliğinin. İnsanın kulağına çok ilginç gelen bölümlerinden biri de klonlamadır ve temel olarak iki canlıdan alınan DNA örneklerinden yeni bir canlı üretilmesine denmektedir.

Karşımıza çıkan ilk tezatlık din ve bilim arasındadır. Yeni şeyler keşfetmek, icat etmek, karşımıza çıkan problemleri çözmek sonuç olarak merakımızı gidermek insan olduğumuzdan dolayı en doğal hakkımız ancak fazla merak iyi değildir derler, şüphesiz din de bu konuda bu tarafta yer alıyor. Örnek vermek gerekirse Dolly klonlama uygulamasının ilk ürünü olan koyun, 1996 da hayata gelmiş ve 2003 e kadar yaşamını sürdürmüştür. Nükleer transfer süreci kullanılarak yetişkin hücreden klonlanan Dolly, dinin bize gösterdiği eşli üremeye karşı gelişen bir olay olmuş ve gündemde yoğun olarak tartışılmıştır.

Tabii ki bu tartışmaya yetersiz kaynaklarla bir sonuç getiremeyiz. Kimi grup dini dahi çözülememiş olduğundan onu referans alıp bir yorumlamaya gidilmemesi gerektiğini düşünürken kimi gruplar da böylesine bir projenin yanlış hamlelerle yanlış taraflara çekilebileceği kanaatindedir.

Benim fikrimi soracak olursanız, genetik mühendislik uygulamalarını temelli olarak ortadan kaldırmak yanlış bir fikir olur çünkü aslında geliştirilen her ilaç ya da hastalık tedavisi, genetik mühendisliğini ilgilendiren konulardandır. Bu gibi gelişmelerin yok olması hatta meydana gelebilecek en ufak bir azalma ciddi sebeplere yol açabilir. Bunu en güzel örneğini Covid-19 pandemisinde gördük, aşıların bulunmasının bir gün bile gecikmesi yüzlerce insanın ölümüyle sonlanabilirdi. Öte yandan, tamamıyla ahlakı desteklediğine de inanmıyorum, bu düşüncemin nedeni ise ön görülebilecek bazı sonuçlar.  Bu öngörülerin çoğuna bilimkurgu filmlerinde ve kitaplarında rasgeliyoruz aslında laboratuvarda geliştirilen mikrobun bir kaza sonucu dışarı çıkası ve tüm insanlığı hâkimiyet atına alması, bunları düşündüğümüzde karşımıza çıkabilecek bir senaryo.

2010’da Malezya’da yapılan bir çalıştayda beklenilenden farklı bir görüntü çıkması da aslında bilim dünyası ve genetik mühendisliğine karşı ilgisi olanlar için iyi bir haber.  İslam ülke din âlimleri ve biyoteknoloji uzmanlarının bir araya geldiği çalıştayda biyoteknolojinin Müslüman ülkelerde kabulünü kolaylaştıracak şekilde ele alınması kararı alındı. Genetiğinde değişiklik yapılan yiyecekler hakkında da kaynağı helal olan her ürün helal, kaynağı haram olan her ürünün tüketilmesi ve üretilmesinin haram olduğu kanısına varıldı.

Sonuç olarak, insanlığı belki de tamamen değiştirebilecek böylesine önemli bir konu hakkında acele fikir vermek uygun olmaz. Doğru olan hamle tüm fikirleri göz önünde bulundurarak gözlem yapmak ve zaman ilerledikçe sonuçların bizi bulmasını sağlamak.

(Visited 5 times, 1 visits today)