Bir Vücutta Yalnız Kalmak

Doktor; sıvaları nem yüzünden yer yer dökülmüş beyaz duvarları olan, derme çatma bir odadaydı. Hastasının sarı ve solgun yüzüne bakıyordu. ‘’Bu kadın gerçekten deli.’’ dedi, ‘’Şu an ne düşündüğünü merak ediyorum.’’ Doktorun içindeki ses ise doktora cevap verdi: ‘’Umarım hiçbir zaman ne düşündüğünü öğrenmek zorunda kalmam.’’

Genç kız evine yorgunluktan tükenmiş bir şekilde döndü. 13. yüzyıl İngiltere’sinde kadın olmak zordu. Bir de bekar bir kadınsanız, hayatın ağırlığının altında ezilmemek imkansız denecek kadar zordu fakat o bunu başarmıştı. Babasının ölümünün ardından yapayalnız kalan kadın küçük evinde sokakta bırakmaya kıyamadığı köpeği Paganini ile yaşıyordu. Ne cins olduğu belli olmayan sevimli köpek, kadına babasının ölümünden sonraki halini hatırlatmıştı ve böylece onu evine almaya karar verdi kendine bile zar zor yeten genç kadın.

Elindeki birkaç parça kuru ekmekle kendine ve köpeğine yetecek kadar bulamaç yapmaya çalışan kız, açlıktan kemikleri gözüken, buna rağmen mutlulukla kuyruk sallayan köpeğin başını okşadı. ‘’Biliyor musun Paganini, veba hepimizi kırıp geçirdi.’’ dedi kadın ve kederle iç çekti, ‘’ Ah şu Katolik Kilisesi! Bütün kedileri öldürttüler. Halbuki hastalıklı sıçanları bizden uzak tutan tek şey o kedilerdi.’’ Kedi kelimesi köpeğe çok hoş olmayan hatıralar çağrıştırmış olacak ki köpek hırlamaya başladı. Genç kadın, ‘’ Kedileri sevmediğini biliyorum Paganini ama o kediler yaşasaydı bugün meydanda elli altı ceset yakmazlardı.’’ dedi ve haklıydı da. Katolik Kilisesi kedileri öldürtmüştü ve şimdi ölen her kedi için yüzlerce insan ölüyordu. Bu onların cezasıydı ve onları destekleyen herkesin.

Evin küflü verandasına çıkıp gıcırdayan bir sandalyeye oturdu genç kadın, Paganini de yanına geldi. Evin önünde çocuklar koşturuyordu. İçlerinden biri bir ağaç köküne takıldı ve yere düştü. Öteki  – yaşça daha büyüktü- güldü, ‘’Ya Dünya’nın kenarında olsaydın? Aşağı düşerdin ve bir daha seni bulamazdık.’’ Genç kadın güldü ve şöyle düşündü: ‘’Dünya düz değil, işte yine Katolik Kilisesi’nin yalanları…’’ Muhtemelen bunu sesli söyleseydi bir ‘’kaza’’ sonucu hayata veda ederdi ve bunun farkındaydı. Paganini’nin başını okşadı ve ‘’Bu ikimiz arasındaki küçük ama aynı zamanda dünyalar kadar büyük bir sır.’’ deyip gülümsedi. Bir anda boğazı tıkandı, nefes almaya çalıştı genç kadın ve öksürdü. Eline sıçrayan şey kırmızıydı, yoğundu. İşte o an, genç kadın uzanıp Pagaini’yi okşadı çünkü bunu son defa yaptığını fark etmişti. Ayağa kalkmaya çalıştı ama yapamadı, yere düştü. Paganini başında endişeyle ulurken genç kadın bir daha açmamak üzere gözlerini kapadı. Bundan sonra Paganini tamamen yalnız kalacaktı.

Doktor sandalyesinde oturuyor, uluyan hastasına endişeyle bakıyordu. Ara sıra düzgün kelimeler söyleyebilen hastası, ki genellikle bu kelime ‘’Paganini’’ydi, artık ulumak ve acı dolu hırıltılar çıkarmaktan başka bir şey yapmıyordu. Doktorun bilmediği şey ise, hastasının kafasındaki kadın ölmüş, geriye yalnızca köpeği kalmıştı ve kadın -ya da köpek- bu soğuk gerçeklikle boğuşmak zorundaydı. Bir kişinin deliliği, başka bir kişinin gerçekliğiydi. Her zamanki gibi…

(Visited 39 times, 1 visits today)