Bitmeyen Gün

Gökyüzü bugün rengarenk renklerinden arınarak gri ve siyahlıklara uyanmıştı. Kasvetiyle içimi daraltan bu renkler yetmezmiş gibi bir de gürültülü sesleriyle etrafı saran ışıklar, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur eklenmişti. Annem yanımda gözleri yerinden çıkacakmışçasına ağlıyor abim ise babamın mezarına sarılmış gitmemesi için bağırarak yalvarıyordu. Etrafımıza ise bir sürü insan toplanmış üzülüyormuş gibi yapıp akıllarınca bizi teselli etmeye çalışıyorlardı. Hepsine bizi yalnız bırakmaları için bağırıp çağırmak istiyor sesimi içime sığdıramıyor onlara karşı ise büyük bir nefret besliyordum. Allah bilir hangi nedenden buradalardı bağırarak konuşmaları yetmiyormuş gibi çalan telefonları ve kavgaları da durmak bilmiyordu. Şimdiye kadar ilk gelişimdi cenazeye, babamın etrafımdaki insanlara yaptığı yardımlar, gösterdiği saygı çok daha farklıyken burada kimsenin babama karşı saygı gösterdiğine inanmıyordum. Sessizlik olsun istiyor babamın huzurla uyumasını istiyordum. Fakat çevremde olan şeyleri sanki sadece ben görüyordum. Abimle annem sadece ağlıyor ağlamalarıyla babamı geri getirebileceklerini düşünüyorlardı zannımca.

Etrafımdaki insanların bu kadar nankör olduklarına dayanamayıp ilk gördüğüm yere sığınmaya karar verdim. Yürürken yaşadığımı hissettim babamın mezarının başında yaşamıyordum donmuştum hiçbir şey hissetmiyordum sanki yürüdükçe önce yağan yağmurun kıyafetlerimi sırılsıklam yaptığını sonra ise esen rüzgârın kulaklarıma dayanılamayacak kadar şiddetli bir ağrı verdiğinin farkına vardım. Karşıma çıkan kırık dökük kirlenmekten kahverengiye dönüşmüş olan eve girmeye karar verdim kapısının kitli olduğunu akıl dahi edememiştim. Kapıyı biraz zorladıktan sonra açılamayacağını anlayınca evin arkasındaki küçük tabureye oturdum. Tabure oturduğum an kırılacakmış gibi olsa da ayak da durmayı başardı. Annemleri yalnız bıraktığım için vicdan azabı çeksem de insanlara karşı hissettiğim nefretle savaşamazdım.

Tüm bunları bir kenara bırakıp babamla yaşadığım anıların kalbimi ele geçirmesine izin verdiğim o an sanki kalbi taşıyamayacakmış gibi oldum. Güldüğümde, ağladığımda, heyecanlandığımda, korktuğumda benimle olan babamın eksikliğini hissetmiştim. Tüm bunları düşünürken bir yandan da yanaklarımı ıslatan gözyaşlarımı siliyordum. Ormandaki hayvanlara kulak verince sanki onların da benimle ağladığını bağırıp çağırdığını işittim. İnsanların samimiyetsiz ağlamalarından sonra hiçbir çıkarları, zararları, kötülükleri olmayan hayvanlara kendimi insanlardan daha yakın hissetmiştim. Uzun saatler sonrası artık babamın yanına gitmem gerektiğini düşündüğüm için koşarak mezarlığa geldim. Geldiğimde kimsecikler yoktu sadece ben ve babam vardık etrafımdaki hayvanlar bile sessizliğe bürünmüştü. Babama sımsıkı sarıldığımı hayal ederek mezarının yanına uzandım. En sevdiğimiz şarkıyı söylemeye başladım babamın da bana eşlik ettiğini düşünerek yerimden kalktım ve birlikte oluşturduğumuz dans hareketlerini yapmaya başladım hatta bu hareketleri yaparken babamın beni tuttuğunu sandığım için kendimi yerde bile bulduğum oldu. Dans bitiminde bacağımdan akan kanların serinliğini derimde hissettim. Dayanamayacak kadar sızlayan bacaklarım artık eve doğru yol almam gerektiğinin habercisiydi. Babamdan özür dileyerek onu mezarında yalnız bırakarak yoluma devam ettim.

Yolda gördüğüm ilk arabaya bindim bindiğim an ise sigara ve ter kokusu yüzme doğru esti bir an önce inmek istiyordum fakat çok geçti yola çıkmıştık bile yol boyunca yaşlı amcanın anlattığı benim dinlediğimi zannettiği küçüklük anılarını dinledim. Arabadan indiğimde nefes nefeseydim. Anahtarın cebimde olduğunu fark ettiğimde sevinçten dört keşe oldum çünkü ne annemi ne de abimi görmek istiyordum. Yavaş yavaş kapının kilidini döndürdüm fakat kapıyı açtığımda gördüklerime inanamadım. Yerler kandan geçilmiyordu.

(Visited 8 times, 1 visits today)