BİZİMLE YAŞAYANLAR

İki tür insan vardır bence. Birincisi söylenen her şeye körü körüne inanıp, bağlanan; ikincisi ise yaşamı boyunca sorgulayan ve eğer mantıklı gelmiyorsa cesurca ifade eden kişidir.

Şu an da size ikincisi daha korkutucu ve tehlikeli gelebilir. Çünkü savaşlar, karşıt görüşler ve ayrılıklar tam da bu yüzden meydana gelmiyor mu? Ama eğer öyle düşünüyorsanız gerçekten de çok yanlış yoldasınız derim. Ve size bunu kanıtlamak istiyorum.

İlk önce birinci kişiliğe bakalım.Sizce de çok kolay değil mi bir şeye bağlanmak ve onun yolundan gitmek? Ya da sürüdeki bir koyun olmak? Hatta bu durumu bir benzetmeyle anlatayım. Bir grup lise öğrencisi olsun ve bu öğrenciler uyuşturucu ve sigaraya bağımlı olsun. Siz de o okuldaki bir öğrenci olun. İlk başlarda onları küçümser ve onlardan uzak durursunuz. Bu biraz böyle devam eder. Sonra bir bakarsınız ki yalnız kalmışsınız. Çünkü çevrenizdeki herkes birlikte gülüyor, birlikte sohbet ediyor ve şakalaşıyor. Siz hariç. Yalnız hissetmeye başlarsınız kendinizi. Bir bakmışsınız ki sizin o küçümseyerek baktığınız çocuklar iki gün sonra sizi ezik yerine koyuyor. İçiniz içinizi yiyecek ve bir grup arayışına gireceksiniz. Çünkü yalnızsınız. Hayatınıza yeni bir renk katmak istiyorsunuz. Onları gözünüzde büyütürsünüz. Siz de onlara katılırsınız, onlar gibi olmak istersiniz. Şimdi en başa geri dönelim. Hatırlıyorsanız size ikinci kişinin daha kötü olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz demiştim. Neden mi? Çünkü siz onlar gibi olmak istiyorsunuz ve onların şu an da sizin gözünüzde bir duruşları var. Bu duruş ne kadar kötü veya ne kadar iyi de olsa bu onların kendi tercihleriyle ya da kendi liderlikleriyle ve istekleriyle olan bir şey. Ama siz ise bir zavallı gibi onlardan olmak istersiniz. Yani bu bahsettiğimiz birinci kişilik sürüye yeni katılan,yapacağı şeyleri tıpa tıp aynı olan, hiçbir farkındalığı olmayan bir koyun oluverir.

Şimdi bir de ikinci kişiliğe bakalım. Yine aynı örnek üzerinden gidersek eğer her sürünün olduğu gibi okuldaki bu tip işleri başlatan bir baş vardır. Onlar farklıdır. İyi ya da kötü. Ama farklı. Ve muhtemelen o bunlara başlarken olayların bu hale geleceğini aklının ucundan bile geçirmemiştir.

Eğer toparlayacak olursak birinci kişilik tehlikelidir. Çünkü o her ne olursa olsun kendi bildiğinin değil diğerlerinin aklına uyarak, onların düşüncelerini benimseyerek hareket etmektedir. Yani ondan her şeyi beklersiniz. Çünkü onun şimdi ne yapacağını, kime uyacağını baştan kestiremezsiniz. Sizce de bu hiç güven vermeyen bir şey değil mi? Ama ikinci kişilikte en azından onun kim olduğunu ve eğer kötü biriyse zararın nereden geleceğini bilirsiniz. “Sadece akıllılar fikir sahibi olurlar; insanların geri kalanı fikirlerin eseridir.” demiştir Calvin Coleridge

Bugün, yaşadığımız 21. yüzyılda, o kadar çok birinci kişilik var ki Mustafa Kemal ATATÜRK’ e bir sürü söz söyleyip, onu beğenmeyen çok fazla insan olmasına şaşmamalı. Çünkü ATATÜRK tüm bunların aksine kendini, amacını, hayatını tek bir şey üzerine adamıştır. Kendini bir gruba sokmak ya da şahsi menfaatlerini görmek için monarşiyi savunmamış ve cumhuriyetimizi, özgürlüğümüzü bize vermiştir. Mustafa Kemal bizlere kendini fikirleriyle ifade etmiştir. Kendisi de bunu bir sözünde çok güzel açıklamıştır. “Fikirler, cebir ve şiddetle ; top ve tüfekle asla öldürülemez.”

“Eğer son birkaç yılda önemli bir fikrinizi değiştirip, yenisini edinmediyseniz, hemen nabzınızı kontrol edin, ölmüş olabilirsiniz.” demiştir G. Burgess. Çünkü ” Fikirler Ölmez”. Çünkü fikirler düşünen insanlarla yaşar. Ve tam da bu yüzden Mustafa Kemal bedenen burada olmasa da onu fikirleriyle yaşatacağız.

Ehemmiyeti, gelecekte ebediyen muvaffak edilecek niteliktedir. Çünkü “Fikirler Ölmez”. Bunun için bir perdenin arkasına saklanmayı bırakıp, kendimizi özgür bırakmaya başlamalıyız.

 

Ä°lgili resim

(Visited 155 times, 1 visits today)