Bodrumdaki Makine

Babam sonunda evden çıktı. ne olur ne olmaz diye 5 dakika daha bekledikten sonra çalışma odasına girip masasının yan tarafındaki çekmeceleri karıştırmaya başladım. şanlıydım ki açtığım ilk çekmecede aradığımı buldum. bodrumun anahtarını.

Babam başarılı bir bilim adamıydı. şu zamana kadar birçok başarıya imza atmıştı ve bilim camiasının önemli isimlerinden biriydi. ne var ki yaklaşık 6 aydır tek bir projeye takılıp kalmıştı.ne yapsam da projesinin ne olduğunu bir türlü öğrenememiştim ama onun için büyük bir anlamı vardı belli ki. kendini projesine o kadar kaptırmıştı ki bodrumdan çıkmamaya, yemek dahi yememeye başlamıştı. bu durum onun sağlığını kötü şekilde etkilediğinden ve annemle ardı arkası kesilmeyen şiddetli kavgalara sebep olduğundan son birkaç haftadır öğleden sonraları bilim insanları odasının görüşmelerine gidiyor, dönerken de günlük alışverişi yapıyordu. bu demek oluyordu ki bodrumdaki gizemi öğrenmem için yaklaşık 3 saatim vardı.

anahtarı kaptığım gibi hızlı adımlarla bodruma inen merdivenlere doğru yürüdüm. merdivenlerden inerken gıcırtıyı bastırmak için basamaklara ağırlığımı tam vermiyor, adeta bir çekirge gibi basamaktan basamağa zıplıyordum. sonuçta anneme yakalanmamam lazımdı. kendine göre saçma ve zaman kaybı olan bu projeyle babam yetmezmiş gibi bir de benim uğraşmam zaten tepesinde olan sinirini taşırmaya yeter de artardı. zıplaya zıplaya da olsa sonunda en son basamağa gelmiştim. kalbim öyle güçlü atıyordu ki benden birkaç metre ötede duran biri bile duyabilirdi. bu benim için gerçekten önemli bir andı. babam bu projeye başladığından beri – yani 6 aydır- projenin ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. o kadar merak ediyordum ki artık bu merak obsesiflik boyutuna gelmişti. rüyalarımda bodrumda görkemle duran makineler görüyordum. ergenlik çağındaki bir gencin evinde içinde önemli – kendisine ne olduğu bile söylenmeyecek kadar önemli-bir proje bulunan 6 aydır kilitli olan bir bodrumun olması o geçte psikolojik sorunlara sebep olabiliyormuş sanırım. neyse ki artık bunların önemi kalmamıştı. hevesle kendim ve hayallerim arasında duran ahşap kapıyı ittirdim. gördüklerime anlam veremedim. bu ne hayallerimdeki gibi bir uçan arabaydı ne de görünmezlik makinesiydi. aslında ne olduğunu anlamamıştım. ne işe yaradığını çözmek için üzerinde yanıp sönen tuşlara rastgele basmaya başladım.

Birisi bana böyle bir şeyin olacağını söyleseydi imkansız derdim. Artık evin bodrumunda değildik. etrafıma bakındım. evde olmayı bırak mahallede hatta aynı şehirde olduğumu bile düşünmüyordum. ıssız toprak bir yol üzerindeydim. yolda makine ve benden başka hiçbir şey yoktu. aniden bir gürültü işittim. gürültünün nereden geldiğini ancak biraz sonra karşıdan bana doğru gelen at arabasını görünce anladım. beni görünce duran arabanın içinden iki iri yarı adam indi. anlamadığım bir dilde konuşuyorlardı. zaten giyimlerinden de buralı olmadıkları belliydi. beni kolumdan tutup çekmeye başladılar. sanırım beni de yanlarında götürmek istiyorlardı. paniğe kapılıp makinenin üstündeki tuşlara bütün gücümle vuruyordum. birden kendimi tekrardan evimin bodrumunda buldum. gördüklerime inanamıyordum. kendimi başka bir yerde bulmama mı şaşırmalıydım yoksa oraya gitmemin bir göz kırpma süresi almasına mı? ben bunları düşünürken tam karşımda duran duvarda birkaç fotoğrafın asılı olduğunu fark ettim. fotoğraflara yakından bakınca gözlerime inanamadım. bu fotoğraflar önemli tarihi olayların fotoğraflarıydı. garip olan böylelerini hiç görmemiş olmamdı. fotoğraflarda babam da vardı.

babamın zaman makinesi icat etmesi imkansızdı. bununla alakalı bir sürü film seyretmesem bu gerçeği hazmetmem çok daha zor olurdu. derin bir nefes alıp büyük resme baktım ve genişçe düşündüm. babam gerçekten zaman makinesini icat etmişti ve 3 saat boyunca bu makineyle istediğimi yapabilecektim. makineyi kullanmayı öğrenene kadar birkaç yolculuk daha yaptım ve sonunda üstünkörü de olsa nasıl kullanıldığını öğrendim. aklıma bir fikir gelmişti.çok çılgınca bir fikir. bunu yapmak büyük cesaret istiyordu ve sonuçları ailemi de etkileyecekti. planım iyi olarak etkilemesi olsa da bir şeylerin ters gitme olasılığı her zaman vardır. bu beni endişelendirse de planımın verdiği heyecan hissettiğim diğer bütün duyulardan ve aklımda olan düşüncelerden daha güçlüydü. zaman makinesine atladım ve planımı gerçekleştirmeye koyuldum

bilgisayar ve yazılım konusunda yetenekli biriyim. çok da ilgiliyim. bu zamana kadar kurulan popüler medyaların yazılımlarını adım gibi biliyorum. bu ilgimi yararıma kullanmanın vaktinin geldiğine gerçekten inanamıyordum. zaman makinemi 1998’e , Larry Page ve Sergey Brin ” Google” platformunu kurmadan bir hafta önceye yönlendirdim. onların yaptığı şeylerin tıpatıp aynısını yaptım ve Google’ı onlardan önce kurdum. patentini o zamanki akrabalarımın üzerine aldım. artık geri döndüğümde çok zengin bir ailenin çocuğu olacaktım ve hayatım çok güzel olacaktı. zaman makinesine atlayıp kendi zamanıma döndüm. garajda olmayı umuyordum fakat evimizin bulunduğu sokağın ortasında otururken buldum kendimi. toparlanıp evime doğru yürüdüm. kapıyı  çok kez çaldım fakat açan olmadı. yan komşu cama çıkıp ne yaptığımı sordu. bu evin kendi evim olduğunu ve kapının açılmadığını söyledim. adının cevabıyla beynimden vurulmuşa döndüm “Bu evde 20 yıldır ikamet eden yok”

ailemin adını soyadını söyledim. sesim korkudan titriyordu. kadın ” o soyadla tanıdığım tek kişi Google’ın kurucusu, şu anda Hawaii’de, kazandığı paralarla gününü gün ediyor. Çocuğu da yok. kusura bakma genç, sana yardım edemem ama o kapıya böyle hunharca bulmaya devam dersen aşağıya gerilim bozuşuruz” dedi. neler olduğunu anlamak için sokağın obaşındaki kütüphaneye gittim ve Google’ın kurucusunu araştırdım. Taşlar şimdi yerine oturmuştu. Dedem olacak adam Google sayesinde parayı bulduktan sonra karısını aldatmış yurt dışına gitmişti. sonuç olarak çocuklarının en küçüğü olan babam doğmamış, annemle evlenmemiş, ben dünyaya gelmemiştim. bu bir kabustu! ellerime baktım. yok oluyorlardı. bu yok oluşa çok geçmeden her yanım katılacaktı.

(Visited 3 times, 1 visits today)