Burak YILMAZ

 

Bir zamanlar adı İnönü Stadı’ydı. Kapalı’nın önünde oynadığı ilk yarıda 10’dan fazla hücum girişimi yapmış, rakibin sol bekini felç etmişti. “Büyük futbolcu olacak” dediğimi hatırlıyorum. Ama ilk başta yanılttı. Bir iyi bir kötüyle Beşiktaş’ta tutunamazdı. Sonra bir jenerasyonun mutlaka yolunun düştüğü Manisa’ya gitti. Fenerbahçe macerasından aklımda kalan ise tribünlerin ıslıkladığı, her ıslıkta biraz daha oyundan düşen ve kafası yerde oynayan bir futbolcuydu. Asker traşı yapmıştı kafasına, bunalımda olduğu kesindi. Trabzonspor’da yolları Şenol Güneş ile kesiştiğinde talihi de döndü, bir başka futbolcu oldu. Onun adı artık santrfor Burak Yılmaz’dı.

Teknik direktör Şenol Güneş’in oyun planı onu beslemeye yönelikti. Herkes son vuruş için topu Burak’a atacaktı. Egoist olmayı da o günlerde öğrendi, bu huyu sonraları ona çok zarar verecekti. Bizim memlekette bazı futbolcuların kontratlarına akıl sır ermez. Hangi futbol bilgisine sahip olduğu bilinmeyen yöneticiler bazen menajerlerin elinde oyuncak olurlar. Dönemin en iyi golcüsü için “5 milyon euro getirirse istediği takıma gider” maddesini kim yazdırmıştır acaba Trabzon’da? O şartı yerine getiren Burak Yılmaz, kendini Galatasaray’da buldu. Artık kariyerinin olgun dönemindeydi, Şampiyonlar Ligi’nde grup aşamasında Cristiano Ronaldo ile gol krallığında yarışacak kadar da çıtayı yükseltti. En başarılı ve en mutlu olduğu yer Galatasaray’dı ama kulübün boş kasası ona gelen ilk teklifin üzerine atlamayı gerektiriyordu. Dönemin başkanı Dursun Özbek, Burak’ı Çin’e satarken menajere 1 milyon euro komisyon ödeyecek kadar ‘usta’ bir başkandı. Ne tesadüf bugünlerde çok tartışılan Ozan Kabak’ın “7.5 milyon euro’ya serbest kalır” yazan kontratını da Dursun Özbek yapmıştı. Premier Lig’e gitmek yerine Çin’e gitmesinin tek açıklaması vardı: Kariyerimin bundan sonraki kısmında derdim kupalar ve renkli hatıralar değil, bol sıfırlı bir banka hesabı… İlk günlerinde Burak, Çin’de gol attı haberleri gazete sayfalarında, haber bültenlerinde vardı da sonra haber değeri kalmadı. Allah aşkına Burak, Çin’de gol atsa ne olur atmasa ne olur… Manisa günlerinden beri yakın arkadaş olduğu futbolcularla milli takımda yaşananlardan hiçbirinin yanına kar kaldığını sanmıyorum.

Trabzonspor’a döndüğünde bir yerli futbolcunun futbol tarihimizde aldığı en yüksek yıllık ücreti aldı. 4 milyon euro’yu Inter’in kaptanı Icardi kazanıyordu da Burak Yılmaz mı kazanmayacaktı! Çok ofsayta düşen oyun karakteri, takım oyununa adapte olamayan bencil karakterinin bir tezahürüydü, teknik adamların taktik yanlışı değil. Bazen akıl almaz goller kaçırsa da hakkını vermek lazım son 10 yılda hiçbir yerli santrfor onun seviyesine çıkamadı. Burak Yılmaz bir ise ikiyi boş bırakır üçe Cenk Tosun’u yazardım. Çok kazanan, hep bana diyen oyun karakteri Trabzonspor’da genç oyuncuların üzerinde baskı yarattı. O ‘kral’ Burak Yılmaz’dı, topu ona atmayan onun hışmına uğrardı. Hepsi kimlik bunalımı yaşadılar. Kadro dışı kalmasına sebep olan olayda kendi tribünlerine isyan edip, hocası Ünal Karaman’ın otoritesini de el kol hareketleriyle zedeledi. “Eyvah Burak kadro dışı, Trabzonspor bitti” diyenler büyük yanıldılar. Takım o ve bir başka şişkin ego Onur Kıvrak yokken yüksekten uçmaya başladı. Ve hikayenin sonunda Burak Yılmaz kürkçü dükkanına döndü. Çocukken tuttuğunuz takımın formasını giymek ne büyük hayaldir, Burak bunu gerçekleştirmiş ama hikayesi yarım kalmıştı. Şimdi hikayenin kalanını Beşiktaş’ta yazabilir. Ama gollerini atarken biraz da özeleştiri yapabilmeli. Her seferinde “Ben ne yaptım ki abi” repliği ve şaşkın ama masum surat ifadesiyle yürümez hayat.

(Visited 126 times, 1 visits today)