Burjuva Kedi_

Bir çarşamba gününün öğleden sonrası kaplumbağa her zamanki gibi ormanda en sevdiği otları yediği dere kenarına gitmek için yola koyulmuş. Yolda gördüğü güzelliklere her gün hayran kalırmış. Ahenkli şarkılar söyleyen kuşlar, ağaçların narin yaprakları arasından ormanın tabanını örten bir battaniye gibi gelen güneş hüzmeleri, her adımda daha da gürleşen derenin sesi ve ağaçların birbirlerini okşarcasına çıkardıkları hışırtılar; hepsi birbiriyle uyum içinde zaten çok güzel olan ormanı ormanı bir başka kılarmış. 

 

Kaplumbağa yavaş ve şevkli adımlarla dereye doğru yürürken önünü turuncu ve siyah tüyleri karmakarışık, dişleri dışarıda ve açlıktan kaburgaları sayılan vücuduyla bile korku salmaya çalışan bir kedi çıkmış. Kedi, yorgunluktan kanlanmış ela gözlerini kaplumbağanın gözlerine dikmiş ve hırlayarak konuşmaya başlamış, “Yemek, yemek istiyorum!”. Kaplumbağa biraz korkarak ama korktuğunu da belli etmemeye çalışarak cevap vermiş, “Gel kedi kardeş. Ben derenin yanına gidiyorum. Orada çok güzel otlar var.”. Bunu duyan kedi şaşırmış, “Biz kedilerin siz kaplumbağaların ne kadar az umurunda olduğunu bilirdim de bu kadarını düşünmezdim. Sizler her gün derenin yanındaki tatlı otları yerken biz açlıktan ölmemek için savaşmak zorundayız. Sizler her gün ağaçların hışırtısını dinleyip rahatlarken biz nefes seslerini dinleyip avlanarak bir gün daha yaşayıp acımıza acı katmak için canımızı riske atıyoruz.”. Kaplumbağa korkarak süratle kabuğunun içine kaçmış. Fakat bu hareket kediyi daha da sinirlendirmiş. “Çıksana kabuğundan korkak herif! Çık da göbek yapmaktan başka bir işe yara!”. 

 

Öfkeden gözünün önünü görmekten aciz olan kedi ön bacaklarıyla kabuğuna saklanmış olan kaplumbağayı tutmuş ve derenin içine sokmuş. Birkaç saniye sonra kaplumbağa suyun altında nefes alamadığı için bacaklarını ve kafasını çıkarıp çırpınmaya başlamış. Her çırpınışında kedi kaplumbağanın kabuğuna suya daha sert bastırmış. Kedi ile kaplumbağanın boğuşmasıyla geçen iki dakikanın ardından kaplumbağa daha fazla dayanamayıp oracıkta can vermiş. Ölen kaplumbağayı kayalara vurup kabuğunu kırıp yiyen kedi o derenin kenarında bu kibirli hayvanların soyunu kurutacağına yemin etmiş ve kendini derenin kralı ilan etmiş.

 

Her gün başka bir kaplumbağayı tuzağına çekip öldüren kedinin namı bütün ormana yayılmış. Öyle ki kedi sadece kaplumbağalarla yetinmemiş. Dere kenarından geçen her hayvanı çeşitli oyunlarla yakalayıp derede boğuyor ve yiyormuş. Bu durum bütün orman ahalisinin artık bir numaralı kaygısı olmuş. Sonunda bir panterle kedinin işini bitirmek üzere anlaşmışlar. Kedinin beş katı olan kara panter arkasına orman ahalisini de takıp dere kenarına vardığında çalıların arkasından gelen bir hırlama duymuş. Karşısına atlayan kedinin eski halinden eser yokmuş. Her gün kaplumbağa eti yemekten iyice şişmanlamış, dereye girip çıkmaktan tüyleri düzleşmiş ve karşısında bir panter bulunca yüzündeki ifade eski sinirli halinden daha ziyade korku varmış. Sonunun geldiğinin farkına varmanın korkusuymuş bu. Yaptığı onca şeyden sonra neye dönüştüğünün farkına ancak o anda varmış. Bunu idrak etmesi de hayatında yaptığı son şey olmuş.

(Visited 37 times, 1 visits today)