Büyük Gün

Bugün büyük gündü. Yarışma sonuçlarının açıklanacağı, kazananların en güzel hediyelerle ödüllendirileceği gündü bugün. Aylarca stresini yaşadığım, uykusuzluğumun sebebi olan gündü ve eğer problemsiz geçerse benim için çok güzel bir dönüm noktası olacak gündü. Sonuçların açıklanacağı ve törenin yapılacağı binanın enerjisi değişmişti adeta. İnsanları tatlı bir heyecan ele geçirmişti ve duvarlar renkli posterlere ev sahipliği yapıyordu.

Binaya daha ilk adımımdan itibaren beni tebrik eden ve gülümsemeleriyle içimi açmaya çalışan görevliler beni olumlu düşünmeye zorluyor olsalar bile hemen kendimi en yakın giyinme odalarından birine atmıştım. Yüzümdeki sahte gülümseme anında yok olmuştu ve ellerimin titremesini engellemeye çalışarak tekrardan konuşmamı hazırladığım kağıda odaklanmıştım.

Bugünün kazananı bendim, evet. Daha birkaç hafta önceden haberini bir mail aracılığında yollamış, konuşmam için hazırlanmamı söylemişlerdi. Çevremdeki herkes beni kutlamış ve başarılarımın devamı için şans dilemişlerdi. Bugün benim mutlu olmam ve parıltılar saçmam gerekiyordu ancak korku daha baskındı. İliklerime işlemişti ve nefes almamı zorlaştırıyordu. Ben kazanmıştım ancak bunu kendi makalemle yapmamıştım.

Önümdeki kağıtta yazılı sözcükler buğulanıp anlaşılmayacak kadar birbirlerine girdiğinde neler yaptığımı ve işlediğim günahı aklımdan geçirmeden duramadım. Sadece anlık bir hırsla olmuştu, sevgili arkadaşımın aylardır üzerinde uğraştığı araştırmasını ve makalesini odasından çalıp yarışma görevlilerine kendi ismimle vermiştim. Kıskançlıkla başlamıştı, onun kadar başarılı olmak istemiştim ve gözüm başka hiçbir şeyi görmemişti.

Sonuçlar açıklanana kadar bu durum hakkında kötü hissettiğimi bile hatırlamıyordum. Kazanacağımı biliyordum çünkü benim makalem – çaldığım makale – yazılanların en iyisiydi, bundan emindim. Sonuçları gördüğüm gibi kalbime taşıyamayacağım bir ağırlık çökmüştü ve bugüne kadar gözüme gram uyku girmemişti.

Kafamı sallayıp düşüncelerimi defettim, en azından denedim. Önümdeki kağıda zaten günlerdir çalışıyordum ve kelimesi kelimesine ezberimdeydi ancak yine de titreyen bedenim rahatlamama izin vermiyordu. Midem bulanıyor ve başım dönüyordu. Tören başlayalı yarım saat geçmişti bile, açılış konuşmaları yapılmıştı ve kazananlar açıklanacaktı. Konuşmamı yapacaktım ve sonrasında benim adıma düzenlenen partiye katılacak, önemli insanlarla tanışma imkanına sahip olacaktım. Bugün bir problem çıkmamalıydı.

Bir görevlinin giyinme odasına gelip bana birkaç dakikaya konuşmam için çağrılacağımı söylemesi üzerine sahne arkasına gelmiştim. Kısıtlı görüş açımdan görebildiğim kadarıyla oldukça kalabalık bir izleyici vardı sahnenin karşısında, hepsi de meraklı gözlerle ismimin okunmasını bekliyorlardı. Ben kalabalığı taramaya odaklanmışken yüksek alkış sesleri kulaklarıma ulaştı, irkilmiştim. Birkaç saniye neler olduğunu anlamamam üzerine bir görevlinin beni yönlendirmesiyle sonunda konuşma sıramın geldiğinin haberini aldım. Yavaş adımlarla sahneye adımladım.

Konuşmamı yapmak için alkışlar eşliğinde kürsüye çıktım. Tam konuşmaya başlayacaktım ki kalabalığın arasında onu gördüm. Gözlerime birkaç saniye inanamadım ilk önce, belki de stresten bir şekilde akıl dengemi yitirmiştim ve halüsinasyon görüyorumdur diye düşündüm. Işıkların gözlerime bir oyun oynadıklarını, benimle dalga geçtiklerini de ihtimaller listesine eklemiştim ancak hayır, ne bir yansımaydı ne de bir rüya. Canlı kanlı karşımdaydı işte; tanıdık gözleriyle gözlerimden ötesine, tam benliğime bakıyordu.

Yüzündeki ifadeden neler olduğunu bildiğini görebiliyordum. Ne yapmış olduğumu, nasıl kazandığımı ve neden şimdi burada onu onca aydan sonra gördüğümde gülümsemek yerine titrediğimi biliyordu. Anlamıştı. Gülümsemesi nasıl hissettiğimi fark ettiğinin bilgisinin de habercisiydi. İçimde tedirginlikle nasıl savaştığımı ve ellerimdeki kağıdı adeta yok etmek istercesine sıkarken ne düşündüğümü anlayabiliyordu, resmen düşüncelerimi okuyordu. Kızgın bakmıyordu, konuşmamı bölmek gibi bir amacının olmadığını düşündürmüştü bana.

Alkış sesleri yavaşça durulduğunda herkes konuşmaya başlamamı bekliyordu. Bense adeta felç geçirmişim gibi hissediyor, bedenimi kontrol ettiremiyordum. Düşüncelerim bulanıklaşmıştı ve önümdeki kağıtta yazılan ve benim adım gibi ezberlediğim metinden tek bir kelime bile aklıma gelmiyordu. “Ben…” diyebildim en sonunda ancak devamı gelmedi. Karşımda gülümsemesi nefesimi kesmişti, korkuyordum. Bu anı benden almasından korkuyordum.

Artık birkaç kişi devam etmem için beklemekten sıkıldığını belli edercesine iç çektiklerinde gözlerimi ondan çekip başkalarına odaklanmaya çalışmıştım. “Ben… Aslında…” Cümleleri toparlayamıyordum, sanki konuşma yetimi hiç kazanmamışım gibi kekeliyor ve birkaç kelimeyi zar zor ağzımdan çıkarabiliyordum. Gözlerim dolmaya başlamış, görüşüm bulanıklaşmıştı. Stres beni ele geçiriyordu. Daha fazla durumun ağırlığını kaldıramadım. Üstümdeki gözler, günlerdir beni içten içe yiyen korku ve tedirginlik, onun bana bakışları… hepsi çok fazlaydı. Koşarak sahne arkasına kaçtım, oradan da binanın çıkış kapısına.

Amacı benim konuşmamı bölmek değildi, ayağa kalkıp benim nasıl bir sahtekar olduğumu söylemeyecekti. Bakışları, yüzündeki gülümsemesi ve beni içine hapsettiği göz teması ile daha da iyisini yapmıştı zaten. Konuşmaya dahil olmadan, hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan beni mahvetmişti zaten. Sadece birkaç dakikalık varlığının hissiyle beni yerle bir etmiş, yine o kazanmıştı.

(Visited 5 times, 1 visits today)