Büyük Seçim

İnsanlık birçok şeyi sorguladığı gibi varoluşunu da yüzyıllar öncesinden beri sorgulamaktadır. İnsan doğası neydi ve gerçekten iyi veya kötü diye bir kavram var mıydı? Varsa bu kavramları kim belirlemişti? Bu konu üzerine yüzyıllar boyunca ünlü düşünürler bir cevap bulmaya çalıştılar. Verilen cevaplar, sürekli değişti ve her bir cevap yeni bir soruyu ve yeni bir düşünceyi doğurdu. Bu cevaplar günümüze kadar uzanan ahlak anlayışını ve iyi-kötü ayrımını ortaya çıkardı.

 

Ancak Thomas Hobbes, insan doğasının temelde üç kavgaya göre şekillendiğini düşünmekteydi. Güvensizlik, şan ve şeref kazanma isteği. Bu üçünün de insanın doğasından gelen temel kavgalardan kaynaklandığını düşünüyordu. Hobbes’e göre insan doğuştan kötücüldü. Jean Jack Rousseau ise insan ilkel durumunda iyi iken kötücüllüğünün sonradan evrildiğini düşünmekteydi. Freud ise başka bir açıyla iyiliğin ve kötülüğün savaş halinde olduğunu ve insanı hangisi çekerse ona yöneldiğini düşünmekteydi.

 

Tüm bu düşüncelere baktığımızda ise bana göre insan kötü veya iyi olmayı tamamen kendisi seçer. Hiçbir insan saf kötü veya saf temiz olamaz Freud’un dediği gibi iyilik ve kötülük savaş halindedir. Hiçbir insan saf kötü olamaz çünkü herkesin bir vicdanı vardır. Hiçbir insan da  saf temiz olamaz çünkü insan varoluşundan itibaren kıskançlık vb. duyguları da içinde barındırır. Bu duygular, insanı kötülüğe yönlendirebilir. Yani iyilik ve kötülük insanın seçimine kalmıştır.

 

Peki iyilik ve kötülük dediğimiz şeyler yüzyıllardır aynı mı? İyilik kötülük kavramı tıpkı insan gibi sürekli değişim içindedir. İyilik kötüyü, kötülük de iyiliği oluşturur. Kendimizi veya başkalarını iyi veya kötü olarak belirtmek ne kadar gerçeği yansıtır bilinmez. Sonuç olarak insan hem iyidir hem kötüdür. Herkes bir seçim yapabilme yetkisine sahiptir ve elindeki gücü nasıl değerlendireceğini belirler.

(Visited 7 times, 1 visits today)