Can Kaybı

Saatlerdir kıpırdamaksızın yattığım yatakta, başucumda çalan alarmın sesini duymamla yavaşça doğruldum. Büyük ihtimalle annem, işlerinden vakit bulabildiği bir ara hazırladığı sandviçi yemeyi unutmamam için kurmuştu alarmı. Ayaklarımı yataktan aşağı uzattığımda uyuştuklarını fark ettim. Üzerlerine yavaşça basarak ayağa kalktım ve artık çalmayı bırakan alarmın hemen yanında duran sandviçimi alarak hastanenin bahçesine bakan pencerimin karşısına kuruldum. Sandviçin yanında içecek bir kutu meyvesuyu almak amacıyla yerimden kalkmadan odamdaki minik buzdolabına uzanmaya çalışırken üzerinde minik bir magnetle tutturulmuş olan takvim ilişti gözüme. Bugünün doğum günüm olduğunu idrak etmemse saniyelerimi aldı.

Her günümün bu hastane odasında, bir önceki günden bazı küçük ayrıntılar haricinde farksız geçtiği düşünüldüğünde unutmama şaşmamak lazımdı. Oysaki bugün için yapılacaklar listemi aylar öncesinden hazırlamıştım. Bugünün farklı olmasını istiyordum. Normal şartlar alında yapmamın yasak olduğu ve yaptığım takdirde temelde bunun ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin farkında olup olmadığım temalı bir azar işitmemin muhtemel olduğu şeyleri ‘‘ama bugün doğum’’ günüm bahanesi altında yapmak harika bir fikirmiş gibi görünmüştü gözüme.

Hemen oturduğum yerden kalkıp yatağın üzerine tırmandım. Listemi yatağın dayalı olduğu duvarda asılı duran ve bir meyve sepetinin ayrıntılı bır şekilde resmedildiği tablonun hemen arkasına saklamıştım. Her ne kadar yapacaklarımın hepsi aklımda olsa da yaptığım maddelerin üzerini çizmek için listeyi yanıma alacaktım. Listeyi alır almaz yataktan atladım ve hemen komodinin yanında duran ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Buradan bir an önce çıkmalıydım. Daha yapacak çok şeyim vardı.

Burada geçirdiğim onca zamanın bana katığı bir şey varsa o da kimsenin göremeyeceği çıkışların yerini bilmemdi. Dışarıya fark edilmeden kolaylıkla çıktığımda koşmaya başladım. Artık yorulduğumu hissettiğimde bir çocuk parkının hemen yanındaydım. Biraz nefen almak için boş bir bank buldum çocuk parkında. Evet kulağımda çınlayan çocuk seslerini ayırt etmek güçtü ama zaten bunun bir önemi yoktu, başarmıştım ve ciğerlerimdeki hafif bir ağrı haricinde bir şey hissetmiyordum o da bu kadar koşmanın üzerine normal bir şeymiş gibi geliyordu. İlk maddenin üzerini çizmek için cebimden listemi çıkardığımda bir an bir vicdan azabı sardı içimi. Annem eğer ki yokluğumu fark ettiyse çok endişelenmiş olmalıydı.

Bu düşünceler zihnimi meşgul ederken gözüm ona takıldı. Aşağı yukarı benim yaşlarımda bir kız çocuğuydu. Üzerimdeki pijamalarla dışarı çıkışım dikkatini çekmiş gibiydi. Gülümseyerek yanıma geldi ve elini uzattı. “Merhaba benim adım adım Merve. Seninki?” “Can.” diye cevap verdim. “Niye pijamalarınlasın?”diye sordu tahmin ettiğim gibi. “Hastaneden kaçtım” dedim bir anda ve o an pişman oldum. “Neyin var?” sorusu ve cevapla suratta oluşacak acıma ifadesi kaçınılmazdı çünkü. “Önemli bir şey değil” diye ekledim hemen “Okulda biraz başım döndü de.” Yalan söyledim tereddüt dahi etmeksizin. Ağır astım hastası olduğumu ve bu yüzden okula gidemediğimi, gün aşırı geçırdiğim krizler yüzünden hastanede kaldığımı söylediğimde insanların davranışlarındaki ve bakışlarındaki değişimler canımı sıkıyordu. Bana acımaları…

O gün Merve’yle birlikte listemdeki maddelerin hepsini gerçekleştirdim. Kalabalık bir sokakta pamuk şeker de yedim, sinemada patlamış mısır da. Hatta başka çocuklarla koşturarak kaydırak ebesi adı verilen bir oyun bile oynadım. Tabii bunları yaparken akciğerlerimdeki ağrıyı da nefesimdeki daralmaları da göz ardı ettim.

Kriz çok ani geldi. Etrafımda oluşan topluluğu ve gelen ambulansı hayal meyal hatırlıyorum. Kendime geldiğimde önce annemle babamın hıçkırıkları geldi kulağıma gözlerimi açtığımda odada doktorum Murat amcanın da olduğunu farkettim. O da yıkılmış gibi gözüküyordu. Sonra yatakta yatan kendimi görüm. Anlamıyordum. Murat amcanın sözleri ise gerçeklerin suratıma tokat gibi çarpmasını sağladı. “Çok üzgünüm Can’ı kurtaramadık.”

(Visited 68 times, 1 visits today)