Cennet

İnsanlık tarihinde iki veya daha fazla insanın yan yana bulunduğu her an kurallar ve yasalar var olmuştur. Yazılsın veya yazılmasın, hatta isterse dile dahi getirilmesin; insan, doğası gereği sınırları çizer, özelleştirir veya kişiselleştirir. Ortak paydası olmayan iki insan bile kendi aralarında bir yaşayış biçimi çizerken geçmişteki ve bugünkü toplumlarımızın belirli bir formda yaşamlarını sürdürme isteği elbette kaçınılmaz olmak zorundadır. Bu, monarşinin, aristokrasinin, demokrasinin, oligarşinin ve diğer bütün yönetim biçimlerinin insan doğasının ihtiyaçları doğrultusunda doğuşunun temel sebebidir.

Uygarlık ilerledikçe, insanlık geliştikçe nasıl yönetildiğimiz, yasalarımız veya standartlarımız aynı hızda değişiyor. Aramızdaki iletişim şekli, seviyesi ve ilişkilerimizin boyutu değiştikçe değişen toplum yapısı yönetimin yeni bir anlayışa bürünmesini zorunlu kılıyor haliyle. Üstelik değişen yönetim biçimi toplumun hayatını sadece siyasi mercekte etkilemiyor; ekonomik, sosyolojik ve hatta bilimsel ve teknolojik açıdan da değişimlere ve devrimlere yol açıyor. Fakat bu ölçütte kendimize hatırlatmamız gereken bilimin attığı adımların da siyasi ve sosyolojik birçok faktörü etkileme kabiliyetine sahip olduğu olsa gerek.

Bugünlerde cumhuriyet ve demokrasinin bilimsel ve sosyoekonomik anlamda gelişmişlik seviyemizle oldukça örtüşen yönetim biçimi olduğu kaçınılmaz. Ancak yeri geldiğinde yerel hükûmetlerin sorunlarımıza cevap veremediğini ve bu sistemlerin bazı boşluğu dolduramadığı aşikâr.  Bu sebeple günümüz ideolojisi, bilgi birikimi ve uygarlık düzeyi geliştikçe bu boşlukların doldurulacağı yeni sistemlerin icat edileceğini öngörmek çok da büyük bir marifet sayılmaz.

İnsan en basit olarak “düşünen hayvan” olarak tanımlanabilir. Evrim sürecinde yaşama ve adaptasyon şansını arttıran beyni ve nereden geldiğini unutmaması için genlerine kazınmış hayvan içgüdüleri Homo sapiensi diğer türlerden ayırır. Mamafih Mars’ta gezen araçlarımız, yörüngede dolanan binlerce uydumuz olsa da hiyerarşi, üstünlük kavgası ve toplumun sınıflı yapısı peşimizi asla bırakmayacak. İşin ironik kısmı ise zaten bu gelişmelerin çoğunun üstünlük kaygısı ile yapılmış olmasıdır. Bu, modern dünyanın özeti: Buz dağının görünen kısmı modern toplumların gelişmiş yönetim anlayışına sahip olduğu hususunda ne kadar ikna edici olsa da siyasetin temelini çoğunlukla basit içgüdüsel kavgalardan alması dikkatle bakıldığında o kadar da gizli olmayan bir ayrıntı. Bu sebeple gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, ne kadar çok devrim yapılsa da idarenin ve politik sahnelerin birçoğunda hayvansal davranış ve sezgiler de bugünkünden pek farklı olmayan biçimde geleceğin siyasetini şekillendirecektir.

Birçoğumuzun ömrü büyük olasılıkla insanlığın kendi içinde vereceği bu savaşın ilkel mi modern mi tarafından kazanılacağını göremeyecek, çünkü bu zıtlığın kendisi uygarlığı insanla harmanlayan oluş. Gelecekteki hükûmetler şimdikilerle aynı hataya düşmeyecek, insana hakları ve özgürlükleri anlamında daha geniş bir yelpaze açılacakken sorumluluk katsayısı daha adil dağıtılacak diye umuyorum. Bu süreçte aristokratik yapı ve hiyerarşinin kendini yeni bir anlam bularak sisteme dâhil edeceğinden ise hiç kuşkum yok. İnsan, atalarını ve genetik mirasını reddedebilecek düzeyde bir canlı değil henüz. Bundandır ki kendisiyle yüzleştiğinde, bu kusurunu halının altına süpürmediğinde dünya cennete çevrilecek.

(Visited 40 times, 1 visits today)