Ceza Mükafattır

Hapishaneler, işkenceler, onca idam cezası… hepsi suçluları toplumdan uzaklaştırıp onları izole etmek için kullanılmış yöntemlerdir. Toplumun korunması, huzurunun sağlanması ve insanların refah içinde güven dolu yaşamlarını sürdürmeleri, suçluların hayatlarından daha önceliklidir. Çünkü suçlu; yaptıklarıyla cezayı, ömür boyu veya bir süre özgürlüğünden alıkonmayı hak etmiş demektir. Cezalar umulduğu gibi caydırıcı etkiye sahip olsaydı o kadar insanın dört duvar içine tıkılmasıyla toplumdaki suç oranları da azalırdı. Fakat cezalar hiçbir zaman son bulmuyor, mahkemelerde dava olmayan boş bir gün hiç olmuyor. Üstelik ceza süresinin bitiminde  çıkarılan suçluların yeniden mahkemeye çıkarıldığı bile görülüyor. Eğer bu tip cezalar caydırıcı olsaydı, bunca örnek karşımıza çıkar mıydı?

Şimdi ülkemizde görülmese bile, ölüm cezası halen başka ülkelerde söz konusu. Banka soygunu veya adam öldürmenin cezası idam fakat şimdi bile gereksiz yere suçlu görünüp yıllarca hapis yatan insanların idam cezasına mahkum bırakılması durumu? Böyle haksız yere asılan ve arkasında ailesini bırakan onlarca masum insan… Bir yanlış anlaşılmayla alınan ve geri getirilmesi mümkün olmayan bir can…

“Bir adamı asıyorlar ki bu saçma bir cezadır, bu ailesinin kalbini kırıyor ki bu ağır bir cezadır.” Kimdir burada cezalandırılan? Artık bir vicdana veya bilince bile sahip olmayan bir cansız beden mi yoksa ona ihtiyaç duyan ailesi mi?

Bir araştırmaya göre, ABD’nin ölüm cezası uygulayan eyaletlerindeki cinayet oranı 5.71/100.000 iken ölüm cezası uygulamayan eyaletlerdeki cinayet oranı 4.02/100.000 olarak açıklanmıştır. Aradaki fark çok fazla olmasa bile bu araştırmaya dayanarak ölüm cezasının insanları daha kışkırtıcı ve vahşi bir hale getirdiği sonucu çıkarılabilir. Yani ölüm cezası, cinayet oranının azaltılmasında etkili bir yöntem değildir.

Bir başka araştırmada, Kanada’da cinayet oranının 1975’te ölüm cezasının kaldırılmasıyla 1975-2003 yılları arasında %44 azaldığı görülmüştür. Sonuç olarak devlet aracılığıyla öldürme yalnızca güç gösterisidir, insanlar üzerinde bir iyileştirici etkiye sahip değildir. Otorite kuvvetlendikçe ona karşı yapılan başkaldırı da o kadar kuvvetli olur.

Peki bu kadar ceza işe yaramıyor ise, oranlar düşmemeye hatta artmaya yönelik ise bunun başlıca sebepleri neler olabilir?

İlk olarak, çoğu suç planlı değildir, ani gelişir. Kişi suç işlerken aslında bilincinin yerini çok güçlü bir öfke alır. Bu nedenle suç işlenirken bu suçun yaptırımları veya sonradan gelebilecek ebedi pişmanlık düşünülmez. Üstelik suçluların neredeyse hepsi yaptıklarının sonuçlarını bilmeden hareket eder çünkü bir insanın suç işleyeceği göz önünde bulundurularak ona cezalar anlatılmaz. Bu bilinçsizlik ve cahillikle hareket eden fevri insanlardan da doğal olarak her şey beklenebilir. Bu nedenle suç oranlarının azaltılması için cezaların daha ağır olması hiçbir şeyi değiştirmez, nasıl olsa insanlar hiçbir şekilde cezaların ne olduğunu bilmedikleri için başa gelen çekilir ilkesiyle yaşamaktadırlar.

Bir diğer husus ise, kişinin uzun süre hapishanede kaldığı zaman daha da kin dolması ve o hapishanenin bir suç okuluna dönüşmesidir. Buradan çıkan insanlar, diğer insanların tecrübeleriyle beslenir ve çıktıklarında oraya girdiklerinden çok daha tehlikeli olabilirler. Zaten ömrünün uzun bir süresini özgürlüğü olmadan geçirmiş bir insanın kaybedeceği hiçbir şeyi yoktur.

Cezalar, insanın vicdanıyla yapacağı hesaplaşmanın önüne geçer ve yaptığının bedelini ödediğini düşünerek iç huzurunun doğrudan sağlanmasına sebep olur. Oysa vicdan azabı ve pişmanlık bir insana verilebilecek en büyük cezadır.

“Suç, vicdan azabı ile ödenir. Yoksa balta yahut yağlı kement ile değil. Kan, kan ile temizlenmez;  gözyaşı ile temizlenir.” – Victor Hugo

“Bir insanı 5 seneden fazla tuttuğun zaman ıslah olmuyorsa ama beş seneyi geçtin miydi ıslah olmuş bir insanı da fazla tuttuğun zaman istemeyerek suça meyilli oluyor.” -otuz üç sene haksız yere hapis cezası alan birinin sözleri

Bu oranların hiçbir zaman azalmaması ve giderek artması, ebediyen artacağı anlamına gelmez fakat şu anda uygulanan yöntemlerin yanlış olduğunu gösterir. Suçluların ıslah edilmesi, suçluların vicdanıyla olur, baskıyla değil. Bu nedenle hiçbir hapishane bir suçluyu ıslah etmekte sanıldığı gibi başarılı olamaz.

Peki vicdan eğitilebilir mi? Bu durumda her insanın vicdanının birbirinden farklı olduğu konusu tartışılır. İnsanlar büyüdüğü yaşam şartlarına ve çevresine göre bir kafa yapısına sahip olur fakat evet, yine de vicdan eğitilebilir. Bunun en basit örneği ise toplum gelenek ve görenekleridir. Herhangi bir uygunsuz davranışın hukuken bir yaptırımı olmamasına rağmen toplumdan aforoz edilme korkusu, hukuk yasalarının bile önüne geçebilir.

(Visited 24 times, 1 visits today)