Çöllerimiz

Çöllerin benim gözümde ayrı bir önemi vardır. Çünkü zihinde hayal edilmesi en kolay ve en doğru mekânlardan biri benim için. Belki atalarımızın savanalarda yaşayıp, çöllerde avlanması sayesinde oluşmuş olabilir böyle bir gerçeklik, fakat benim için sadece bir kaçış noktasından başka bir şey değil.

“Uzak ve ıssız” kavramı çöle çok benzer. Sessizdir. Sadece ayaklarınızın kuma bastığını duyarsınız. Sizden başka bir varlık ses çıkarma kabiliyetinden ıraktır. Tekdüzedir. Sağınız ile solunuz arasında; önünüz ve arkanız arasında olduğu gibi hiçbir fark yoktur. Herhangi bir düşünce akışı yaşamazsınız. Tek varlık sizsinizdir, çünkü. Ne yapacağınız söyleyecek insanlar, iyi veya kötü hissettirecek herhangi bir söz, sevecek ya da nefret edecek hiçbir suret yanınıza uğramaksızın yürürsünüz bu sarı denizin üstünde, sessizce. Bunu yalnızlık olarak tanımlarız.

Yalnızlık bir histir, çöl ise bir hayal. Bizler çölde olmak istemiyoruz, çölün sarı kumlarından korkuyoruz ve çöl yok olmuşluğun bir temsilcisi haline geliyor. Hâlbuki çöl sadece bir hayal. Peki, neden bu hislere kapılıyoruz, bu çöl bu kadar lanetli mi? Çok değer verdiğim bir dostum bana şu sözleri sarf etmişti:

“Yalnızlık, sadece bir tercih olduğu zaman katlanılabilir ve sağlıklı olabilir.”

Aynı şekilde çöl de böyledir. Çöl bir seçenek ise; bazen kaçış noktası, bir baba, bir anne, bir kardeş veya içten bir arkadaşlıktır çölde yaşamayı öğrenmek. Tekdüzeliğin akışında dalga yaratabilmek, düşüncelerinize hâkim olabilmek, kumların şekillerini değiştirebilme yeteneği geliştirmektir. Simyacı ile konuşmak, onun demli çayından içerek, kendimize renk katmaktır. Çöz, bir ustalıktır ve çölün kendi yolu vardır.

Lakin çöl bir zorunluluksa, işte o zaman o çöl artık Küçük Prensi ve onun Gül’ü için olan sevgisini bulabileceğiniz bir yer olmaktan uzaklaşmıştır. Çünkü hürriyetiniz sahip değilsinizdir. İşte içimizdeki kumların ve onların yaratıcılık seviyeleri de bu nedenle farklıdır. Hisleriniz devreye girmiştir. O zaman işte, bir kez sürüklendiğiniz zaman, kendinize gelene kadar kötü çöldesinizdir. Her yer çöl ve yalnızlıktır. Tanrı ve bahşedilmiş yaratıcılık her kavramdan uzaktır.

Sonuç olarak hislerimizdir bizi iten. Kimyamız ve onun sonucu olan duygularımızdan meydana geliyoruz. Düşündüklerimiz, hissettiklerimiz ve dokunduklarımızdan ibaretiz. Bu nedenle çöllerden, okyanuslardan, kara ormanlardan veya yangınlardan kaçmak yerine duygularımız anlamaya çalışmalıyız. Çünkü yalnızlık bir his, gerçek bir his, çöl ise sadece bir hayal. Çölün adabı vardır. Bunu korur, sanki bir mirasmış gibi kendi içinde barındırır ve hiç kimse için değiştirmez kendini. Çöl ebedidir ve sadece ona eşlik edilebilir.

Anahtarımız, her zaman olduğu gibi kendimiz anlamaktan geçiyor. Duygularımız kabul etmekten, çöllerimizi anlamaktan ve belki de yalnızlığı etrafımızdaki insanlar üzerinden yaşamaktansa, kenedimizin ve sahip olduğumuz duyguların bir dışavurumu olarak nitelendirmeliyiz.

 “Kendini yalnız hisseden kimse için her yer çöldür.” – Çehov

 

 

 

 

 

(Visited 8 times, 1 visits today)