Dedeme Ziyaret

Arabadan indim, karşımda uzanan Karşıyaka Mezarlığı’na baktım. Ne de çok özlemiştim dedemi! İnanır mısınız bilmem; kızımı okula yetiştirirken de, restoranda çalışırken de, kısacası hayatımı oluşturan basit olaylar döngüsündeki her aktiviteyi belki birkaç yüzüncü kez yaparken de aklımda bu kavuşma anı vardı. Yoksa bilerek iki ay yalnız bırakır mıyım ben dedemi hiç? Hafta sonunda patronumdan yalvar yakar kopardım ya izni, koştum dedeme. Ben de gelmesem yalnız kalır, üzülür sonra. Yatan o kadar kişi ile beraberken kalmaz belki ama ben onsuz kalırım. Bir kızım, bir dedem; başka kimim var şu dünyada?

Kapıdan girmeden başımla selam verdim yatanlara. Fazla gürültü çıkarmamaya özen göstererek sakin adımlarla dedemin yolunu tuttum, mekan sahiplerini rahatsız etmek istemem. Her mezarlık ziyaretimde üstüme çöken bir huzur, neredeyse bir boşluk hissi beni alıştığım gibi çekmişti içine. Ağaçların altında sonsuzluğa giden bir yol vardı sanki, yanlarında da yolu tamamlayıp kenarda dinlenenler. Dedemin mezarını gördüğümde de üzerimden eksilmedi bu huzur, sakin adımlarımı ona yönlendirdim. Durunca fark etmiştim; yolu yürümekten ayaklarım, kova ve çapayı taşımaktan kollarım bitkin düşmüştü. Hayret, yürürken hiç de hissetmemiştim.

”Merhaba dede, ben Almila. Özlettim, biliyorum. Biliyorsun beni fırsatım olsa koşa koşa gelirdim. Mira okula başlıyor ya gelecek sene, fazladan çalışıyorum artık. Hayatta olup fiyatları görsen inanamazdın cidden! Böyle zamanlarda bir babayla büyümesini daha da çok istiyorum, kendim için de yani. Fena mı olurdu birazcık fazla gelir? Ah be dedem, çok konuştum kusuruma bakma. Mira’ya da anlatamıyorum ya, para pul için endişelenmesin bu yaşında kızcağız, birikmiş içimde.” Gözlerimi, güzel çiçeklerin yerini işgal eden arsız yabani otlara çevirdim. “Şimdi kurtarırım seni bu çirkin otlardan, sen hiç merak etme.” diye dedemin içini rahatlatıp elime çapayı aldım, bir yandan konuşmaya devam ederek otları bir bir ayıkladım. Konuşurdum dedemle, yanına gider gitmez başlayıp arabama dönene kadar durmadan konuşurdum. Başımdan geçen her şeyi duyardı dedem, endişelenirdi yoksa. Otları yolup çiçekleri suladığım gibi endişelerini söküp atmak, yerini güzel çiçeklerle doldurmak istiyordum. Dua etmeyi de eve saklardım; zira Allah her yerdeydi, dedem ise yalnızca burada.

Yalnızca burada ha… Gözlerimin dolmasına engel olamadığım için hemen arkamı döndüm mezara. Benim güler yüzlü, şaka yapmayı seven, şen şakrak dedem beni bırakalı tam 8 yıl oluyordu. “Ağlamamı istemezdi, ağlamamı istemezdi.” diye içimden tekrarlayarak gözyaşlarımı kontrol etmeye çalıştım. İstemezdi ya ağlamamı! Hep güleyim isterdi, hep güldürürdü beni. Bu düşünceye daha fazla dayanamayıp yere çöktüm, hıçkırmaya başladım. Yakışmıyordu bana bu hareketler; o benim içimi nasıl ferahlatıyorsa ben de onun için aynısını yapmalıydım, üzerindeki kilolarca toprağın yükünü kaldırıvermeliydim. Kendimden utanmasaydım da ne yapsaydım? Daha fazla mahcup olmamak için veda bile etmeden gitmeye karar verdim. Oradan tam uzaklaşmak üzereyken omzuma bir el dokundu. Korkuyla sağıma soluma baktım. Kimse yoktu, kim dokunmuştu omzuma? Acaba şakacı dedem benimle oyun mu oynuyordu?

Birkaç saniye daha fal taşı gibi açılmış gözlerimle şaşkın şaşkın etrafıma bakındıktan sonra gülmeye başladım. Arkamı dönmeme rağmen dedem üzgün olduğumu görmüş olacak, hemen yapmıştı şakasını. İçin rahat olsun dede, güldürdün yine! Hemen önümü dedeme döndüm tekrardan.

”’Hoşça kal.’ demeden gideceğimi mi sandın? Taş alıyordum yerden, taş! Dedeme bir vedayı çok görmem. Ben artık müsaadeni isteyeyim ama, yemek hazırlayacağım daha Mira’ya. Sahi, o da çok özlemiştir seni. Bir dahakine onunla geleyim. Aman, büyümeden ne kadar gelebiliyorsa gelsin. Ergen olur sonra, akraba ziyareti istemez. Daha uzatmadan gideyim ben, çok öpüyorum ellerinden.” Son kez gülümseyip el salladım, boşluktan çok huzur hissederek arabama doğru yola koyuldum.

(Visited 7 times, 1 visits today)