Derin Karanlık

Köyde yaşayan bir çocuk varmış. Çocuğun adı Leyla’ymış. Bir gün Leyla tek başına ormana yürüyüşe çıkmış. Yürüyüş yaparken karşısına kocaman , dev gibi bir ağaç çıkmış. Bu ağaca yaklaşıp onu güzelce inceledikten sonra ağaca tırmanmaya başlamış. Ağacın en tepesine çıktığında yakınlardaki kayalık yerde bir mağara olduğunu görmüş. Çok heyecanlanıp ağaçtan hızlıca inerek kayalıklara doğru koşmaya başlamış. Kayalıklara varmış. Mağaranın içine doğru adım atmış. Tek başına olduğu için korkuyormuş. Orda kalakalmış. Çantasından hemen bir fener çıkarmış. Feneri yakarak içeriye doğru ilerlemeye başlamış. İçinden bir ses geri dönüp arkadaşlarıyla gelmesini söylerken, diğer bir ses mağarayı şimdi keşfetmesini söylüyormuş. Fakat Leyla çok cesaretlendiği için mağaranın en dibine kadar gitmeye kararlıymış. Yavaş yavaş ilerlerken mağarada yarasalar, tepeden akan su damlaları, yerden akan minicik bir su birikintisi görmüş. Birden bir ses duymuş. Korkudan birden havaya zıplayan Leyla sesin nereden geldiğini bir türlü anlayamamış. Sonra arkasını dönüp baktığında mağara kapısının sanki kapandığını görmüş. Bir anda telaşlanmış ve kapıya doğru geri yürümeye başlamış. Fakat geldiği yeri bir türlü bulamamış. Bir taşa oturup hüngür hüngür ağlamaya başlamış. SONRA BİR MUCİZE OLMUŞ. BİR EL USULCA OMZUNA DOKUNMUŞ. Ne olduğunu anlayamayan Leyla korkarak arkasına bakmış. Bir de ne görsün. En yakın arkadaşı Sude. Mağaraya giderken Leyla’yı görüp takip etmiş ve içeride onu bulmuş. Sude’yi görünce çok sevinen Leyla, Sude’ye nasıl geldiğini sorup konuşmaya başlamışlar. Birlikte mağaradan çıkacak yolu sonunda bulmuşlar.
Leyla bir daha tek başına, kimseye haber vermeden bilmediği bir yere gitmeme kararı almış.

(Visited 61 times, 1 visits today)