Düğün Heyacanı

“Son kararın mı? Bence more daha güzel gözükebilir.”

Düğün heyecanı evdeki herkesi etkisi altına almıştı. Salon ve diğer tüm odalar çeşit çeşit kataloglar ve ilham versin diye bastırılmış fotoğraflar ile dolmuştu. Mutfaktaki düğün çiçeği tartışması son on beş dakikadır sürüyordu ki en son karar verilen pembe laleler evin en büyüğü tarafından onaylanamamıştı. O sırada güneşin tam gözlerime vurduğunu fark ettim ancak bulunduğum bu duvar zaten hep bu saatlerde güneş ile adeta yanar bir sıcaklığa ulaşırdı, bu duruma hala alışamamıştım.

“Mor olanlar da güzel ama pembelerin anlamı daha uyumlu değil mi sence de anne?” diyerek annesini ikna etme çalışmalarına devam ediyordu sarışın kadın. Elindeki pırlanta yüzükle oynarken bu yeni değişikliğin ona ne kadar yakıştığını düşündüm. Bu ailenin evine geleli yıllar oluyordu ancak Emma’yı ilk defa bu kadar huzur içinde görüyordum. Herkes düğün için endişeleniyor olsa bile onun yüzünde hep bir gülümseme vardı. Onun mutluluğu içimi ısıttı adeta.

“Senin kararın canım. Sonuçta senin düğünün. Daha küçücükken bu günü düşlediğini hatırlıyorum.” dedi ve aynı anda gözleri yaşlarla doldu yaşlı kadının. Ben de hatırlıyordum o günleri. O zamanlar daha doğru düzgün dört işlem bile yapamıyorken düğününde giymek istediği elbiseden ve nerede evlenmek istediğinden bahsederdi. Babası sarı saçlarını örerken bunun için daha çok küçük olduğunu söylerdi ancak o sahillerde veya büyük saraylarda yapılan düğünlerden konuşurdu. Sanki olabilirmiş gibi gözyaşlarıyla kendi görüşümün bulanıklaştığını sandım. Beni de duygulandırmıştı anılar.

Annesinin ağlamasıyla Emma da duygulanınca sarıldılar karşımda. Şu tuvalden çıkıp keşke ben de sarılabilsem diye düşündüm bu ikiliye. Sanki kendi ailem gibi olmuşlardı ve bu özel hazırlığı onlarla yapmak için nelerimi vermezdim bilemiyordum. Ben sadece izleyiciydim. Zavallıydım. Salonun bir köşesine dekor olarak asılmış bu eski tuvale hapsedilmiş zavallı bir ruhtan başka bir şey değildim. Yüz yıllarca izlemiştim, hala da izlemeye devam ediyordum. Başka yapabileceğim bir şey yoktu.

“Sence Chris de pembe laleleri beğenir mi?” diye sordu annesinden uzaklaştıktan sonra. Gülümseyerek burnunu çekti ve önündeki çiçek kataloğundaki işaretlenmiş sayfaya çevirdi bakışlarını. “Senin beğendiğin her şeyi beğeneceğine eminim.” diyerek cevap verdi yaşlı kadın. Haklıydı.

Yüzlerce yıl sürmüş hayatımda gördüğüm en tatlı ve uyumlu çiftti Chris ve Emma. Birbirlerine olan sevgileri ve saygıları çok fazlaydı ve ben ilk defa böyle bir sevgiye aç hissettiği fark ettim. Belki bu altın çerçeveli tuvalde resmedilmiş zavallı bir resim olmasaydım ben de böyle bir hayat yaşayabilirdim. İstekten çok ihtiyaç olduğunu hissettim bu düşüncenin. Birinin bana sevgiyle bakması, sevgiyle dokunması aklımı kapladı ancak işe yaramazdı. Düşünmek, hayal etmek hiçbir işe yaramazdı benim gibi biri için; sadece canımı yakardı. Bu yüzden düşünmemeye çalıştım.

“Mesaj atıp soracağım.” diyerek telefonunu ellerine aldı Emma, yüzündeki gülümseme genişlemişti. Chris yanında olmasa bile onunla konuşma fikrinin onu mutlu ettiği çok açık ortadaydı. Annesi de onun bu haline bakarak kendi kendine gülümsedi. Bütün oda ısındı sanki bu tatlı aile sayesinde. Kendime engel olamayarak yine ‘keşke’ ile başlayan hayallere gömüldüm.

(Visited 3 times, 1 visits today)