Dünya’dan Gelen Mektup

Merhaba. Benim adım Buri. Güneş gözlüğü takan, kırmızı bir Plütonluyum. Güneş gözlüğünü havalı olmak için takıyorum. Güneşe çok uzağım. Zaten bir gözümü kırptığımda güneşe bakıyorum diğer kırpışımda boşluğa. Tabii bu bir abartma. Ama Plüton’un çok küçük bir alanı var ve gittikçe küçülüyor.

Bazen Jüpiter’deki dev Jüpiter’liler gezegenimle top oynamak istiyor ama ben onlara oynanmaması gerektiğini ve oynanırsa bilinmedik bir boşluğa gideceğini söylüyorum. Giderse de oynayacak topları kalmıyor. Jüpiter’in ve diğer gezegenlerin uyduları zaten gitti. Hatta az kalsın biri benim gezegenime çarpıyordu. Çarpsaydı gezegenimle beraber bir yere uçardık. Bunu istemiyorum. Ayrıca gezegenim küçük olsa bile içinde 3.000 küsür kişi yaşıyor. O kadar kişinin de gitmek isteyeceğini hiç düşünmüyorum.

Bugün de her gün gibi sıkıcı geçiyor. Farklı renklerde uzaylılar oyun oynuyorlar. En sevdikleri oyun “Pompt Kalesi”. Plüton’daki toprak kum gibi. Biraz daha sert kum… Ondan sağlam kule yapabiliyorlar. Suyu döküp bir kale haline getiriyorlar, biraz bekledikten sonra sağlam bir kale haline geliyor. Bundan mekanizma bile yapıyorlar. Kapı falan… Sonra herkes bu topraktan silahlar ve mermiler yapıp kulelerini devirmeye ve düşmanlarını vurmaya çalışıyorlar. Karşı kuleyi ele geçiren kazanıyor. 4 kule eğlenceli oluyor.

Pompt Kulesi oynayanların sesinden uyandım. Nedense kıyafetlerimle uyumuşum. Bir rahatsızlık hissettim. Elimi cebime attım ve bir kağıt buldum. Üstünde bir adres yazıyordu. Plüton’dan bir adrese benzemiyordu. Baktım. Gezegen Dünya’ydı. Çok uzaktı. Notta “Buri, 2 gün içinde dünyaya gel. Sizin uzay gemileriniz hızlı. Bu yüzden tam 48 saatte buraya gelebileceğini biliyorum. Dünya’ya yakınken en çok ışık gördüğüm küçük noktaya gel. Tam 49 saatin var yani 1 saat içinde çıkmalısın ve hemen yola koyulmalısın. Düşünmeden hemen buraya gel.” yazıyordu.

Ne yapacağımı bilmiyordum, ama not düşünmeden gelmemi söyledi ve içgüdüm ne derse desin yola koyuldum. Özel gemime bindim, son gaza aldım. Jüpiter’e uzak bir yoldan Dünya’ya gitmeye başladım. Kestirme bir yoldu aslında. 2 gün sonra Dünya’nın tam karşısındaydım. Atmosferi delen, ben uzaydayken bile gözümü kamaştıran bir ışık gördüm. Bu imkansızdı. Hiçbir insan böyle bir şey icat etmiş olamazdı. Orası olduğundan emindim ve hemen hızlı iniş moduna aldım. Füze gibi oraya inmeye başladım. 5 saniye sonra yere 1 metre kala durdum. Işıklar ben durduğumda söndü. Orada bir ev vardı. Kapısına bakınca karanlıktan başka bir şey görünmüyordu. Bir ses geldi oradan. “Hoş geldin, Buri. Kendini insan gibi gösteren kıyafetleri giymen ne hoş.” İçeriden kırmızı bir uzaylı çıktı. Tek kalan kırmızı uzaylı türünden ben kaldım sanıyordum. İçeri girdim. Konuştuk. “Sen kimsin?” diye sordum. Cevabı “Odanda hiç bir resim yok muydu?” oldu. Sorumla ne alakası vardı bilmiyordum ama yine de düşündüm. Ünlü uzaylı “Ugari” resmi vardı. Şarkıcı uzaylı “Babari” vardı. Bir de ailem vardı. 3 kırmızı uzaylı. Annem, ben, babam. Babam, evet! Babam! O babamdı! “Demek ki sen benim Dünya’ya giden babamsın. Seni sadece yeni doğmuşken görmüştüm.” “Aslında ben senin babam değilim kardeşinim.” dedi ve kapüşonunu çıkardı. Ben de gözlüğümü. Onu hiç görmemiştim. Bana babamın laboratuvarda deney için kullanıldığını söyledi. Annem hala evdeymiş. Onunla da merhabalaştık. Sonra “Babamızı kurtarmak için o laboratuvara gitmeliyiz. Ah, dur, hay aksi! İsmimi söylemeyi unuttum! Ne kadar da kabayım. İsmim “Puri”. Tanıştığımıza memnum oldum!” Adresi söyledi. Ama Dünya alfabesinde bir şeydi. Hiçbir şey anlamadım ve sonra insan kılığına girip oraya gittik.

Girdiğimizde her yerde yeşil sıvılar içinde kırmızı uzaylılar vardı. Hepsi insanlara aynı gözükse bile bize göre hepsinin rahatça gözüken farkları var. Babamı bulduk. Uyumuş gibiydi. Kardeşim bir anda sarı bir top üretip camı kırdı. Her yere yeşil sıvı döküldü. “Sakın basma! Onlar toksik atık!” diye bağırdı Puri. Babamı omzumun üstüne aldım. Ağırdı ama Pompt kalesinde dev mermiler taşımaktan babamı taşıyabildim. Kırmızı alarm çaldı. Dışarı koştuk. Puri yere bir daire fırlattı. Bir hologram oluştu. İçine girdik ve bir anda eve ışınlandık. Puri annemin elinden tuttu ve yere bir daha o şeyden attı. Bir daha içine girdik ve Plüton’daydık.

Babam uyandığında her şeyi ona anlattık. Puri’ye mektubun bana nasıl geldiğini sordum. Bana “Sorma, cevabını alamayacaksın.” dedi. Ama hiç bozulmadım. Puri de bana insanların kırmızı uzaylıları nasıl kullandığını anlattı. Bir gün Dünya’daki tüm uzaylıları kurtaracağım!

(Visited 2 times, 1 visits today)