Duygular Kavşağı

Her çocuk hayata anne sütü kadar saf başlar. Karşılaşacağı hayat, yaşayacağı maceralar, tecrübe edeceği ilişkilerden bir haber dünyaya gözlerini açar. Onu neyin bekleyeceğini bilemez, insanlarla muhatap olamaz, maskelerin ardındaki gerçek kişilikleri tanıyamaz. Duygu, düşünce ve eylemleri yorumlayamayan; bu duygu, düşünce ve eylemlerin arkasında nelerin yatabileceğini anlayamayan çocukların gözünde herkes insandır, sadece bir insan.

Biraz büyüdükçe anlar insanın sadece bir et yığınından ibaret olmadığını. Kişileri yorumlamaya, yavaş yavaş da olsa hayata atılmaya başlar. Farklı kişilerle farklı türlü ilişkiler deneyimler. Herkesin bir olmadığını, kişilerin benzer konularda farklı düşüncelere sahip olabileceğini görür. Beraber hareket etmeyi, topluluk içinde nasıl konuşulması gerektiğini ve etik kuralları öğrenir. Bunların yanında yapılan her hareketin samimiyetle yapılmadığını, kişilerin her zaman diğer insanların iyiliği düşünmediğini de öğrenir. Kıskançlık, hırs, kin gibi duyguları tadar. Karşılaştığı zorluklar ona yapmak istemediği davranışları yaptırır. Çevresi onu olduğundan bambaşka bir konuma sürükler.

Hayatın gerçekleriyle yüzleşen, yaşamayı öğrenen çocukların gösterebileceği bu gibi hareketler insanın içinde doğuştan gelen iyilik ve kötülük duygusunun olduğunu gösterir. Her birey anne karnından iyi ve kötü duygularla doğar, çevrenin getirdikleri ve yaşayış biçimlerine göre hangi duyguları kullanması gerektiğini seçer. Suçlular doğuştan suçlu, hırsızlar doğuştan hırsız değildir ancak yaşadıkları durumlar insan tabiatında bulunan ‘kötülük’ duygusunun açığa çıkmasına yol açmıştır. Görülen eğitim ve sosyal ilişkiler özellikle insanların kendini tanıma döneminde duygu seçimlerini en çok etkileyen etmenlerdendir. Aldığı eğitimler ve sağlıklı ilişkiler sonucunda insan yola iyilik duygusuyla devam etmeyi tercih edebilir. İçinde bulunan zaman zaman açığa çıkan kötü duyguları bastırmayı, kendine zarar veren düşünceleri atmayı becerebilir. Ne var ki insanın duygu durumunu zorlayan olaylar yaşayan kişiler içlerindeki kötü duyguları yansıtmama konusunda o kadar da becerikli değillerdir. Yaşadıkları tatsızlıklar ve çevrelerinden gördüklerinden dolayı içlerinde bulunan nefret ve öfkeyi dışarı çıkarmaya yatkınlardır.

Özellikle insanların kendini tanıma ve duygu yoğunluğu yaşadığı ergenlik döneminde duygu seçimi  yapmak güçtür. Çevresindeki insanlardan ve etrafında dönen olaylardan fazlasıyla etkilenen gençler yanlış seçimler yapabilir, pişman olunacak hareketlere başvurabilir. Kafası karışık olan bu gençler için ergenlik dönemi kritik bir dönemdir. Yapılması gereken çocuklara aileden başlayıp okullarda devam eden eğitimin en iyisini vermek, neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda onları bilgilendirmektir. Merhamet ve sevgi duygularını aşılamak, öfke problemi gibi hem kişinin kendisine hem de çevresine zarar veren hareketleri engellemektir. Bu gibi önlemler ileriki nesiller için daha barışçıl bir hayatın garantisidir.

                                       

(Visited 10 times, 1 visits today)