Eriyen Bir Dünya

Küresel ısınma, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla ve atmosfere salınan sera gazlarının neden olduğu sera etkisiyle birlikte ortalama sıcaklıkların artmasıdır. Bazı gazların, Güneş’ten gelen radyasyonun hem dış uzaya yansımasını önleyerek hem de bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına sebep olduğu düşünülmektedir.

Gelelim küresel ısınmanın bir diğer ismiyle küresel iklim değişikliğinin nedenlerine. Bu global sorunun temel nedenlerine; nüfus artışına bağlı olarak yanlış ve fazla enerji tüketimi, toprak kullanımındaki yanlışlıklar, gelişen ulaşım yolları, ticaret, sanayi gibi örnekler verebiliriz. Önceden de söylediğimiz gibi küresel ısınma atmosferdeki sera gazlarının artmasıyla doğru orantılıdır. Bu sera gazı emisyonları ise tabiki de tahmin edebileceğiniz gibi insan faaliyetleri ile artmakta. Örnek verecek olursak ise en önemli sera gazlarından biri olan karbondioksit; araçların egzozlarından, fabrika bacalarından, ısınma bazlı yakılan yakıtlardan atmosfere salınmaktadır.

Meteorolojik sıcaklık kayıtları ilk olarak 1880 yılında tutulmaya başlanmıştır. Bu kayıtları günümüze kadar karşılaştıracak olursak son yıllarda 0,4 ile 0,8°C artış olduğu ortaya çıkmıştır. Bilim insanlarının yaptığı çalışmalara gelecek olursak sonuçlar gerçekten göz korkutucu aslında, küresel ısınmanın etkilerinin yaklaşık yüz yıl içerisinde abartı boyutlara ulaşarak daha da yüksek derece artışlarına neden olacağını tahmin ediyorlar.

 

 

Küresel ısınmanın oluşumu işin basit kısmıydı, asıl olayın patlak verdiği kısmı yani bu büyük sorunun sonuçlarını inceleyelim biraz da. Küresel ısınma tabiki de iklim değişikliklerine sebebiyet vererek şiddetli kasırgalar ve seller oluşturacak, kar görülen dağlarda ısı değişimleri dolayısıyla sık sık çığlar oluşacak ve hasarlarının daha şiddetli olmalarına bağlı olarak çevredeki yerleşim yerlerini ve canlıları tehlikeye sokacak, yoğun sıcaklık artışlarıyla da kuraklık, çölleşme ve orman yangınlarında gözle görülür artışlar olacaktır. Ayrıca su kaynaklarının hızlı ve gereksiz tüketimiyle beraber su sıkıntıları başlayacak. Kutuplardaki buzulların erimesiyle kıyı kısımlar sular altında kalacaktır ve orada yaşamını sürdüren canlılar için yaşanabilir alanı daraltarak onların hayatını riske atacaktır. Ve de bu erimelere bağlı olarak deniz seviyeleri yükselecektir. Oluşacak kum fırtınaları nedeniyle tarım alanları zarar görecektir. Bu değişikliklere bağlı olarak da göçler başlayacak ve yaşam alanlarının daralmasıyla refah seviyesinde ciddi bir düşüş olacaktır. En korkunçlarından biri ise şudur bence: Uzman bilim insanları, ölümcül hastalıklara yol açan bakterilerin buzullarda hapsolmuş olduklarını ve erimeyle büyük ölçüde yayılıp büyük salgınlara sebep olabileceklerini söylüyor. Profesör Peter Frankopan ise Dünya’nın, atmosferinin ısınmasıyla gördüğü en son ölümcül salgının 14. yüzyılda milyonlarca insanın ölümüne sebep olan “veba salgını” olduğunu söylüyor.

Peki, bizim bu karanlık yoldan dönme ihtimalimiz var mı? Aslında, neden olmasın? Bu savaşı durdurabilmek, farkındalık yaratmaktan geçiyor. Çoğumuz gibi bazı araştırmalar da, bu sorunun artık dönüşü olmayan bir noktayı geçtiğini söylemekte. Ancak bazıları da, düzenli ve sistematik bir planla Dünya’yı tekrar normalleştirebileceğimizi gösteriyor. Asıl soru, bunu nasıl başarabileceğimiz. Öncelikle; bu sorunun en önemli tetikçisi olan karbondioksit emisyonunun, 10 yıl içerisinde yarıya indirilmesi gerekiyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretimi, her 5 yılda bir ikiye katlanmalı. Bu örnekler tabiki de daha büyük çözümler bizler için. “Biz neler yapabiliriz?” diye sormalıyız o zaman bir de. Bakıldığında günlük hayatımızdaki ufak değişikliklerle biz de bu duruma yardım eli uzatabiliriz. Örneğin; tasarruf ampülleri kullanarak karbondioksit tasarrufu yapabiliriz, toplu taşıma ya da bisiklet gibi ulaşım yolları yerine araba kullanımını tercih edebiliriz, sıcak su kullanımını azaltarak enerji tasarrufu yapabiliriz, ambalajlı ürünlerden kaçınarak çöp oranını azaltabiliriz…

 

Görüldüğü gibi belki de hiçbir şey için hâlâ geç değildir. Sadece ortaya konulan ortak bir plan, disiplin ve küçük fedakarlıklarla Dünya’yı o uçurumdan kurtarabiliriz.

(Visited 68 times, 1 visits today)