Evren Hamağında Bir Pesimist

  Hayatta karşılaştığımız çoğu kavramın varlıklar aleminde yer edinmesi için kendi zıddıyla bir arada var olması gerekir. Nitekim karanlık olmasa ışık aradan süzemez, savaşılması gereken kötülükler olmasa iyilik ortaya çıkma kararı almazdı. Evren, her bir sonraki hamlesinde, diğerinde veya ondan sonrakinde sizi gafil avlamayı umarak, şansınızın bu birbirine zıt sözcükler arasında koşuşturmasına izin verir. Evrene ve onun aşağılık yollarına karşı kullanmak için belirli bir zihniyet oluşturmak insanlar olarak evrenin acımasız yollarından korunmak için alabileceğimiz en iyi önlemlerden. Bunlardan en basit ikisi tanesi çekim yasası ve Murphy yasasıdır. Bu ikisi tahmin edilebilir şekilde yine zıt anlamlıdır. Asıl cevaplanması gereken soru şuna indirgenir: Edward A. Murphy’nin karamsar yollarını mı takip etmek mi yoksa onların gerçekleşmesini sağlayacağına dair umutsuz umutlarla umutlarınızı evrenin kendisiyle paylaşmak mı? Murphy, 40’lı yıllarda Amerikalı bir uzay mühendisiydi. İşi aşırı güvenlik önlemlerine ihtiyaç duyduğundan temelde beklenmedik olanı beklemeyi tavsiye eden, kendi adını taşıyan ve ‘’bir şeyin felaketle sonuçlanma eğilimi varsa, öyle olacaktır’’ görüşünü destekleyen yasasını öne sürdü. Kaosun her şeyin yolunda gitmesinden daha olası olduğunu söylemek ilk bakışta karamsar gibi görünse de aslında asıl amacı gözden kaçan ve büyük çaplı kargaşalara sebebiyet verebilecek detayları ortadan kaldırmak . Ancak işler işte burada zorlaşmaya başlar. Bugününüzü olası bir B planı düşünerek harcarsanız, o zaman A planının yapımında görevli düşünce olması gerektiği ve olma potansiyeline sahip olduğu kadar üretken olamayacağı gibi ikincil bir plana ihtiyacınız olup olmayacağını bile bilmiyorsunuz!

  Öte yandan, ilk olarak Prentice Mulford tarafından bulunan çekim yasası, sizi, evrenle uyum içi

nde düşünme ve yaşamada kendinize güvenmenizi sağlayabilecek günlük mücadelelerinizden çıkış yolunuzu gösterebilir. Ama nereye kadar? “İnanma” yolculuğunuzun başından sonuna kadar, evren son yıkıcı kartlarını oynamaya karar verene ve size sonunda tam bir hayal kırıklığı yaşattırana kadar kendinizi dünyaların kralı gibi hissedeceğinizi garanti edebilirim. Hatta belki de Murphy kanununun öngördüğünden daha fazla hayal kırıklığıyla karşılaşacaksınız. Hangisi daha iyi, baştan mutsuz olmak ve en kötü muhtemel senaryoları ortadan kaldırmak mı yoksa gözlerinizi açmanızı yapabildiği son raddeye kadar engelleyen evrenin sizi kör etmesine izin vermek mi? 

  Gece vakti geldiğinde, düşünce kalıbımız daha karmaşık hale geliyor ve bu belirli kalıp, bir sonraki günümüzü en kötü olasılıklara göre planlamamıza neden oluyor – tıpkı Murphy’nin yaptığı gibi – ama güneşle, her şeye gücü yeten bir yaratık gibi hissediyoruz. En zor günleri bile kolaylıkla üstünden gelebilirmişiz gibi. Tam olarak bu nedenle, düşünmenin tek bir yolu olduğunu düşünmüyorum. Tek boyutlu bir düşünme tarzına sahip olmak, zaten sınırlı olan seçeneklerinizi daha da sınırlayacak, boynumuza bağlı ipi daha da gerecektir. Doğru zaman geldiğinde, tıpkı Mulford’un çekim yasasının bana umut vermesine izin verdiğimiz gibi bir sonraki hareketimizi Murphy’nin karamsarlığının belirlemesine izin veririz. Çünkü zaman zaman hepimizin hem ihtiyatlılığa hem de umuda ihtiyacımız var.

(Visited 3 times, 1 visits today)