Evreni Korumak: Sekizde Bir İlkesi

Devlet başkanları, dünyanın en savunmasız yerlerini endüstrinin tahribatından korumak için tartışırken, yeni bir çalışma, diğer dünyaları da insan sömürüsünden korumaya başlamak için henüz çok erken olmadığını gösteriyor. Acta Astronautica dergisinde 16 Nisan’da yayınlanan çalışma, güneş sistemimizin %85’inin Dünya’nın milli parklarına benzer şekilde korunan bir “vahşi doğa” olarak belirlenmesi için bir dava oluşturulmakta ve uygun gezegenlerin, ayların ve asteroitlerin yalnızca sekizde birinin de aynı şekilde bu korunmasını sağlamaya çalışıyor.. 

Çalışma yazarları, bir uzay ekonomisinin büyümesi, Sanayi Devrimi’nin kabaca iki yüzyıl önce başlamasından bu yana karasal ekonomilerin katlanarak büyümesine benziyorsa, o zaman insanlar güneş sisteminin tüm su, demir ve diğer maden kaynaklarını tüketebileceğini savunuyor. Yüzyılların meselesi haline gelmiş bir başka durum ise potansiyel olarak güneş sistemini 500 yıl gibi kısa bir sürede kurumuş bir çorak arazi haline getirmek. Yazarlar, “Bir bin yıldan daha kısa bir zaman ölçeğinde, tüm güneş sisteminin en uzak uçlarına kadar sahip olabiliriz” diye yazdılar. 

Uzay ekonomisi ciddi bir şekilde başlamadan önce, diğer dünyalardaki kaynakların sömürülmesini şimdi sınırlamak, araştırmacıların “potansiyel olarak felaket boyutlarında bir kriz” dediği şeyden kaçınmak için çok önemlidir. Galaktik tüketimi mevcut kaynakların sekizde biri ile sınırlamak kulağa kötü bir anlaşma gibi gelebilir, ancak uzay büyük bir yer ve güneş sistemimizin cömertliğinin küçük bir kısmı bile insanlığı nesiller boyu ayakta tutabilir.

Uzmanlar, “Asteroid kuşağındaki demirin sekizde biri, Dünya’nın şu anda tahmin edilen tüm demir cevheri rezervlerinden bir milyon kattan daha fazla” olduğunu söylediler ve bu miktarın yüzyıllar yeteceği kanaatinde bulundular

Bu “sekizde bir ilkeyi” bulmak için araştırmacılar, Sanayi Devrimi’nin başlangıcından bu yana Dünya’daki tahmini demir kullanımına baktılar. Devrimin çevresel etkilerine ilişkin 1994 tarihli bir ankete göre, küresel ham demir üretimi 1800’de yaklaşık yarım milyon tondan (450.000 mt) 1994’te yarım milyar tona (453 milyon mt) yükseldi bu ise yaklaşık olarak bin katlık bir artışı simgeliyor. Yazarlar, bu oranın dünyanın demir üretiminin her 20 yılda bir ikiye katlanmasına eşdeğer olduğunu yazdılar. ABD Jeolojik Araştırması’ndan (USGS) daha yeni veriler de bu tahmini desteklemekte ve dünyanın demir üretiminin 1994’te 1 milyar tondan (900 milyon mt) 2016’da 2,2 milyar tona (2 milyar mt) yükseldiğini göstermektedir.

Bilim insanları, dünyamızı ve yakınındaki gezegenleri, ayın ve asteroitlerin üzerindeki kaynakları araştırırken 400 yıl sonra varsayımsal sekizde bir noktaya ulaşacağımızı hesapladılar. Fakat bundan sonra üretim her 20 yılda bir ikiye katlanmaya devam ederse, güneş sisteminin tüm kaynakları sadece 60 yıl sonra ne yazık ki tükenecekti. Araştırmacılar, bu insanlara uzay kaynaklarına dayalı bir ekonomiden tamamen farklı bir şeye geçiş için 60 yıl verecekti. Nüfus artışı ve iklim değişikliği gibi mevcut çevresel krizlere verilen cansız tepki göz önüne alındığında ,bu epeyce umutsuz bir beklenti gibi görünüyor

Peki, insanoğlu Güneş Sisteminin sömürülebilir kaynaklarının sekizde birini ölçmeye nasıl gidiyor? İnsan endüstrisinin muhtemelen asla tutunamayacağı Jüpiter gibi devasa, yerçekimi yoğun dünyaları elemekle başlayabilir ve bunun yerine ay, mars ve asteroit kuşağında yuvarlanan demir açısından zengin cisimler gibi yakındaki beklentilere odaklanabiliriz. Bu dünyalarda bizi bekleyen kaç ton potansiyel olarak çıkarılabilir kaynağın olduğunu değerlendirmek, ideal olarak önümüzdeki 40 yıl içinde çok daha fazla uzay araştırmasını gerektirecektir (toplam kaynak tükenmesinin en erken noktasına kadar zamanın onda biri). Bu da pek olası görünmüyor. Bilim, “Dünya çapında, mevcut gezegensel misyon başlatma oranı on yılda %15 olduğunu ve bu hızla, yerçekiminin küresel hale getirdiği güneş sisteminin yaklaşık 200 dünyasını bile bir kez ziyaret etmenin 130 yıl alacağını” söylüyor.

 

(Visited 6 times, 1 visits today)