Farkına Varmak

Mehmet yeni bir güne daha uyanmıştı. Ancak bu durumdan hiç hoşnut değildi, yeniden bir güne uyanmak, tekrardan işe gitmek ve yine insanları çekmek ona zor geliyordu. Sonunda yatağından kalktı, üstünü giyindi ancak kahvaltı yapacak kadar bile bir enerjisi yoktu. Yolda bir kahve alırım diye düşündü. Ve paltosunu alarak otobüs durağına gitmek üzere yola koyuldu. Sokağa çıkar çıkmaz kendi kendine söylenerek, sabahın köründe bu soğukta işin yoksa kaç kilometre yol çek şimdi, dedi. Ve yürümeye devam etti. Ancak etrafına baktığında herkes çok mutlu, keyifleri yerinde idi. Mehmet bunları gördüğünde yine kendine kendine söylenerek, bu insanlar neden bu kadar mutlu hayatta mutlu olacak bir sebep varmış gibi sürekli sırıtıyor ve kahkahalar atıyorlar diyordu. Sonra kendi kendine sorgulamaya başladı, onda mı sorun vardı insanlarda mı? Sonra bir ses duydu, evet Mehmet sende mi sorun var insanlarda mı? Mehmet birden irkildi, sende kimsin? kim oluyorsun da içimden geçenleri bilebiliyorsun? diye sordu. Ben senin söylemekten çekindiğin şeyleri tutan iç sesinim. Yani ben senim dedi. Mehmet ise ukala bir tavırla benim söylemekten çekindiğim mi? Öyle bir şey yok ben hiçbir şeyi söylemekten çekinmem, dedi. Sen zaten istesen de söyleyemesin. Niyeymiş o, diye sordu Mehmet. Çünkü onu diyebilecek bir arkadaşın bile yok. Kaç yıldır bankada çalışıyorsun,25 yıldır çalışıyorum ne olmuş? 25 yıldır çalışıyorsun ve hiç arkadaşın yok derdini anlatabileceğin mutlu olabileceğin bir insan bile yok dedi. İstemez zaten. Diye somurttu Mehmet. Ve ardından, ayrıca iş yerine gelmek üzereyim git başımdan. Bir de onların yüzünü gördüğüm yetmiyormuş gibi. Benim arkamdan deli demelerini çekemem. Dedi. Sen de biliyorsun ki hayatın boyunca hiç izin kullanmadın, ve  Bence tam zamanı, Dedi  içinde ki o ses. Mehmet de her ne kadar istemiyormuş gibi gözükse de içten içe istiyordu. Neyse ben de dinlenmiş olurum dedi ve o gün işe gitmemeye karar verdi. Fakat nedenini o bile bilmiyordu. Kendince bir bahaneye sığınıp, dinlenmek için izin almıştı. Sonra birden, Ne oldu bir daldın, dedi o ses. Mehmet birden irkildi ve ne hayır, niye dalayım, dedi. Ama tamam, madem biraz kendimi sorgulamamı istiyorsun, yapacağım. İlk deli olup olmadığımı sorgulayım. Olmayan bir şeyle konuşuyorum baksana, dedi ve kendi kendine güldü. Ah be Mehmet kim deli değil bu dünyada, dedi ses. Mehmet şaşırmıştı, demek sen de benimle aynı fikirdesin, dedi. Neden dünyayı, hayatı sevmiyorsun Mehmet? Diye sordu. Mehmet önce bu soruya güldü, ve neden mi? Neden etmeyeyim, kadının şiddet gördüğü, insanlara hiçbir zararı olmayan, hayvanların, bile katledildiği, bu dünyadan neden nefret etmeyeyim? Söylesene dedi. Bunları sayarken sesi titriyordu, o insanlardan nefret eden, tiksinirmişçesine bakan insan, aslında içinde biriktirdiği birçok şey olan iyi bir insandı. Onun dünyayı sevmemek için haklı sebepleri vardı. Sadece diğerleri gibi bunu görmemezlikten gelip, hayatına devam etmiyordu. Ve birden bağırmaya başladı, şimdi söyle insanları sevmem için bir sebep var mı? Evet var. Hem de çok var. Çünkü sen böyle olarak bu insanlara çözüm bulamazsın. Fakat bunun için çözüm bulmaya çalışan insanlar da var. Kadına şiddete hayır dernekleri, hayvanlara her türlü desteği sağlayan, onların yaralarını sarmaya çalışan insanlar da var dedi. Ve hatta o seni sevmediğin insanlık için ilaç üreten, her aileye bir umut veren, o küçük çocukların kalbine dokunan insanlar da var, dedi. Mehmet birden irkilmişti, böyle bir cevap beklemiyordu. Ve haklıydı. İnsanlık onun için girilmez yazan bir kapıydı, ve o girilmezi çözmek için yol bile üretmemişti, ve aynen şu cümleyi kurdu. Ben girilmez yazan kapıyı, ardına kadar açmış bulundum, ve asla da kapatmaya niyetim yok, dedi. Birden gözünü açtı, ve yatağındaydı. Bu yaşadıklarının hepsinin rüya olduğunu fark etti. Açıkçası henüz aklını yitirmediğine sevinmişti, çünkü daha insanlık için yapacak çok şeyi vardı.

(Visited 13 times, 1 visits today)