Farklılık Ayrıcalıktır

İnsanların sıra dışı bir durum olmadığı sürece anatomi ve morfolojisi birbiriyle hemen hemen aynıdır. Kadın erkek olarak ayrılmamıza rağmen organlarımızın yerinde bile farklılıklar gözlenmez. Fakat asırlardır insanlar birbirlerini dış görünüş nedeniyle veya inandıkları dinlerin farklılıkları ile yargılıyor ve birbirleriyle olan benzerliklerini kabullenmekten kaçınıyorlar. Bu durumun sebebi, farklılıkların yönetim ve ticaret gibi konularda temel oluşturması.
Savaşlar, anlaşmazlıklar, sürgünler, göçler gibi toplumsal olumsuzluklar da sırf bu bölünme ve fikir farklılıklarına, görüşlere olan saygısızlıktan dolayı ortaya çıkıyor. İnsanlar dünyaya geldiklerinden beri bu durum söz konusu. Kabileler, imparatorluklar ve şehirler birbirinden ayrıldıkça ve bölünmeler ortaya çıktıkça insanlar da fikir ayrılıkları ve farklılıklardan kaçmayı tercih ediyorlar. Sonra toplum; herkesin birbiriyle aynı olduğu, değişmez, gelişmez ve güncellenmez bir hal alıyor. Yani tekrardan ibaret oluyor.
Düşüncelerin tartışılmadığı ve kişilerin birbirlerinin düşüncelerini önemsemeyip saymadıkları bir toplumda, gelişme beklenemez. Çünkü eğer insanlar birbiriyle aynı olsaydı, günümüzde birçok soruna çözüm bulunamamış ve muhtemelen insan ırkı da çoktan yok olmuş olurdu. Farklılıklar birbirini tamamlayarak toplumu oluşturur ve birbirinden beslenerek hayatı yaşanabilir kılar.
İnsanlar ne kadar aynı görünse de, akıllarından geçen bin bir tane farklı düşünceden birbiriyle uyuşan sayısı yok denecek kadar azdır. Bizi özel yapan, diğerlerinden ayıran durum da budur. Fikirlerimiz, görüşlerimiz ve hislerimiz. Kimse aşkı aynı hissedemez veya aynı yoğunlukta tadamaz. Sözlüklerde bile duyguların anlamları birbirinden farklı iken bambaşka düşüncelere sahip insanların tanımları ve hisleri nasıl aynı olabilir? Olamaz. Bazısı için duygular zaman kaybı ve engel olarak görünürken bazısının duyguları hayatının yönelticisi ve yönlendiricisidir. Bu durumda, hayat tamamıyla görecelidir. Belki de bizim gördüğümüz kırmızıyı başkası farklı tonda, hatta farklı bir renk olarak görüyor. Bu durumda bir rengin kırmızı olup olmadığını hiçbir zaman kanıtlayamayız. Yani bize göre yanlış görünen başkasına göre doğru olabilir. Kimseyi bir rengi nasıl gördüğünden, dininden veya hayattaki görüşlerinden dolayı yargılayamayız. Misal, bazısı kazandığı bütün parayı kıyafetlere yatırırken bazısı ise gezmeye harcamayı tercih eder. Bu nedenle iki kişinin görünüşü doğal olarak birbirinden farklı olur. Kazandığımız parayı nereye harcayacağımız veya hayatı nasıl yaşamak istediğimiz de sadece bizi ilgilendirir. Çünkü hayata bir kere geliyoruz ve bu şansı da kendimizi başkalarına kabullendirmek için harcamamalıyız.
Düşünce farklılıklarından öte, bizim seçemediğimiz ve kabul etmek zorunda olduğumuz durumlar da var elbette. Doğduğumuz aile, ülke, ırk, anadilimiz ve ekonomik durumumuz da bunlardan bazılarıdır. Fakat onlar da hayatımızı istediğimiz şekilde yaşamamıza engel değildir. Sonuçta çok fakir ailelerde doğup sonrasında dünyanın tarihine adını yazdırmış olan kişiler vardır. Freddie Mercury, Charlie Chaplin, Jim Morrison, Suze Orman, Steve Jobs, Jim Carrey, Daniel Craig ve ulu önder Atatürk bu kişilerden bazıları olarak örnek verilebilir.
İnsanların birbirini dışladığı ve bazı durumlarda kabul etmek istemediği bir gerçek. Bu durumu da önleyebilecek olan bizleriz. Düşüncelerin yargılanmadığı, düşüncelerin küçümsenmediği bir toplum yarattığımızda, yaşamayı başarmış olacağız. O gün geldiğinde ise asıl dünya tarihi başlamış olacak.

(Visited 26 times, 1 visits today)