Felaketin Getirdikleri

tMerhaba ,ben Yeliz. Onlar da en yakın arkadaşlarım, yani grubumuz. Bu grupta beş kişiyiz .Ve normal bir arkadaşlık nasıl başlar sorusuna cevap vereceğiniz son cevaplardan bile olamaz bizim tanışma hikayemiz. Biz bir felaket de tanıştık. Evet ,yanlış duymadınız bir felaket. Okulumuzu soymaya gelen hırsızlar bunun vesilesi oldu denebilir. Şimdi o günü tekrar yaşıyormuş edasıyla, görüşlerimi anlatarak sizlere de açıklayayım.

Her zamanki gibi kapkaranlık bir gündü. Gerçi, alışmıştım artık. Bir kere de bembeyaz karların içinde yürüyerek okula gidemedim bu yıl. Her neyse, yine söylene söylene okula gidiyordum. Bu benim deyimimle “pazartesi sendromu” olarak geçiyor. Bence tek ben yaşamıyorumdur. Söylenirken okula gelmiştim bile. İlk ben geldim galiba diye düşünürken aynı zamanda koridorda yürüyordum. Sınıfıma rahatsız adımlarla girdim, bir şey olacakmış gibi hissediyordum. Durdum ve çevreme bakınca küçük bir ayak sesi veya nefes alma sesi bile gelmiyordu. Saatime baktığımda erken geldiğimi fark ettim ve boş bir sınıfa geçip kulaklığımı taktım , şarkı dinlemeye başladım. Yaklaşık bir saat kadar dinledim ve yavaş yavaş sesler yükselmeye başladı, evet herkes yavaş yavaş geliyordu. Hemen kendi sınıfıma gitmek için adımlar attım ama sanki at çifliğindeymişim gibi herkes koluma çarparak geçiyordu en azından o dört kişi. Bir kız ve üç erkek olmak üzere hepsi üstümden beni ezercesine geçeceklerdi neredeyse. Takmadım ve ilerlemeye devam ettim, sınıfıma geldim ve sırama oturdum. Yani en arka sıraya. Hocalar açılma konuşması yaparken aklıma o dört kişi takıldı. Neden bilmiyorum ama onlardan tiksinircesine onları kafamdan tek başıma eleştiriyordum. Beni tanımıyor bile, insan kibarlık olsun diye en azından bi özür diler. Her neyse onları bende tanımıyordum, yargılamak olmaz hemen, belki fark etmemiştir. Ve işte o an geldi , sesler yükseldi ve yan sınıftan bir çığlık sesi geldi, “Hırsız varrrrr!” diye bağırdı ve bu sefer bütün okul bir anda çığlık atmaya başladı. Hocamızda korkmuştu fakat o bizi sakinleştirmekle meşguldü. O kız bir anda sustu. Yoksa.., hayır ya. Ölmemiştir değil mi? Hoca onun adıyla bağırdı” Sena iyi misin? “Ses gelmedi ,yine. Arkadaşlarımın bana verdiği tanımla ben bela mıknatısıydım. Daha doğrusu bir kitapta okumuş ve benimle” Sen bir bela mıknatısısın” diye dalga geçerdi. Aslında bir noktada da haklıydı, gittiğim yere belaları ,felaketleri de getiriyordum. Ve birden kapımız açıldı, o an geldi hepimiz ölecektik diye düşünürken. Gözlerimi bile korkudan açamadan içimden” Yeliz, kızım sen bu sefer gerçekten bittin. Bir hırsızın bile karşısına çıktın. Bir bu eksikti , artık ölünce de bir hırsız meselesine de karışmadım demezsin”. Neyse işi kabullendim ve gözlerimi kısarmışçasına açtım herkesi bir çocuk dışarı çıkartıyordu. Sıra bana geldi kolumdan sertçe kavradı ve çöpünü atarmışçasına dışarı doğru ittirdi. Ve bu o çocuk, benim omzuma sertçe vurup geçen çocuk. Her neyse buna takılmamam gerek galiba. Herkesi okulun dışındaki bir sığınma alanına götürmeye çalıştı, ama sadece o değil o ve diğer üç kişi, yani grubu galiba. Buraları çok uzatmayacağım. Her şey, herkes burada çok güvenliydi daha doğrusu burada da bir katil olduğunu anlayana kadar. Orada bir şok geçirdim tam olarak koridorun sonunda bir ceset vardı. Kanlardan tam olarak göremediğim, siyah saçlı bir kız oracıkta ölmüştü. Biranda o grup yanıma geldi ve kıvırcık saçlı ,uzun boylu, keskin hatlara sahip bir çocuk kolumdan kavradı ve beni tehtid edercesine konuşmaya başladı. Sorduğu soruları bile doğru düzgün cevap veremiyordum ,dilim tutulmuştu adeta. Sonra birden içlerindeki kız geldi ve çocuk kolumu sertçe bıraktı. Aklımdan “bu ne tür bir çocuk, ikinci kez kolumu itercesine bırakmıştı”. Tam olarak düşünmeme izin verilmeden oradaki kız bana “Sakin ol, bu kızı sen mi öldürdün sadece bunu cevapla “dedi. Biraz daha rahatlamıştım, en azından bana sert davranmıyordu, sakince soruyordu.” Bende ona titrek bir sesle “H-hayır, herkesten uzak bir yere giderken yolumu kaybettim ve garip bir koku geliyordu, kokuyu takip ettim ve bu kızı kanlar içinde yatarken gördüm” dedim. Kız arkasını döndü ve üç çocuğa baktı sonra bana tekrar sakin ama keskin bakışlar atarak başını salladı. Bu ne demekti? Hocalara bunu söylemeyeceğiz dedi kıvırcık saçlı çocuk. Başımı bir korkakmışım ve her an inkar edebilirmişim gibi salladım. Buraları hızlıca geçeceğim çünkü bir kaç günümüzü aldı katili bulmamız. Çocuk beni yanından ayırmadı çünkü bana güvenmiyormuş ve birisine söylememden korkuyormuş. Üç gün boyunca bir an bile tek değildim, bana ilk gün bir yabancıymışım gibi davrandılar .Bir bakımdan da öyleydim aslında. İkinci ve üçüncü gün ise bana alışmaya başladılar. Bir kişi dışında. Çetin, işte bahsettiğim bana düşman olan kişi, kolumu sıkıca bırakan. Diğerlerinin adı da Begüm, Burak ve Doğukan. Şu ana kadar onlar her şeye sahip bir gruptu mesela Begüm grubun zekisi ,Burak grubun en komiği , Doğukan grubun delisi de denebilir. Son olarak Çetin grubun en asisi ,her şeye sinirleniyor. Neyse herkesi soruşturduk katili bulmak için ,ama yok! Sıfır ip ucu. Bir dedektif edasıyla yaklaştık ama sonuç yok. En sonunda bulduk. Çocuğun adı Görkem. Okulun en eziklenen çocuğu. Evet, okulun en eziklenen çocuğu bir katidi. Garip ama bir gerçek. Üç günün sonunda herkes isyan etmeye başladı haklı olarak ve sığınağa benzer yerden çıktık. Ama hayatımın en güzel günlerinden bir kaçını onlarla yaşadım, gerek heyecanlı, gerek korkutucu, gerek komik ama yaşadım ve bitti. En azından Çetin bana “Hiç heveslenme, biz hep dört kişiydik ve dört kişi kalacağız “demişti. Tekrardan sormak istedim, ama bu sefer Burak’ a sordum .O da bize biz artık bir grubuz dedi. çok mutlu olmuştum. Ama o mutluluk Çetin gelene kadardı. Çetin ise buna karşı çıktı fakat Begüm, Burak ve Doğukan bunu istiyor gibiydi. Çünkü bu seferde onlar karşı çıktı. Ama o ne kadar istemese de ben o dört kişilik grubun beşincisi olmaya gelmiştim…

Bu olaydan bir kaç yıl geçti. Büyüdük. O günden sonra neredeyse bütün günlerimiz birlikte geçti. İyi ki onların dört kişilik grubuna beşinci olmaya gelmişim. Hatta bazen iyi ki o günü yaşamışım da sizi tanımışım bile diyorum. Ve birden gülmeye başlıyoruz. Akşam birlikte bir restoran ta gidecektik. Ona hazırlandım ve her zamanki meşhur masamıza oturduk. Yemeklerimizi yedik ve sohbet ettik. Ve o masadaki beş kişiye bakarak “Hepimiz beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız. Haklıymışsın Jim Rohn” dedim kıkırdayarak. Ve onların yanında çok mutlu olduğumu tekrar tekrar söyledim.

 

 

 

 

 

 

(Visited 30 times, 1 visits today)