Genlerimiz Üzerindeki Yeni Umut

Hiç düşündünüz mü, birbirinin aynısı olan organizmalar olarak birbirimize hiç benzemediğimizi? Aynı organlar, aynı sistemler, aynı dokulara sahip olduğumuz halde saçımızın şekli, gözümüzün, tenimizin rengi hatta vücudumuzun işleyiş biçimleri bile her insanda farklılık gösteriyor. Bu farklılıkların nedeni hücrenin yönetici molekülü olarak bildiğimiz DNA’ nın içinde bulunan, kalıtsal özelliklerimize etki eden genlerdir. Saç, göz, ten rengi ve kan grubu gibi kalıtsal özellikleri belirlerler genler. Bununla beraber her insanın geni birbirinden farklıdır. Sadece insanlarda değil her canlıda DNA ve dolayısıyla genler bulunur. Cinslerin kendi içinde çeşitlilik gösterdiği gibi farklı cinslerin genleri de birbirinden farklıdır. Genler vücudumuz hakkında neredeyse her önemli bilgiyi taşımaktadır. Fakat tam da bu yüzden yanlış giden herhangi bir şey olduğunda bireyde ya da taşındığı organizmada kalıcı hasar bırakabilmektedir. Genler doğuştan geldiği ve şu an mutasyona uğramadan değiştirilemediği için bu hasarları önlemek neredeyse imkansızdır. Bu hasarların sonucu olarak albinoluk, down sendromu, hemofili, orak hücreli anemi ve renk körlüğü gibi genetik hastalıklar ortaya çıkar. Genler anne ve babalardan çocuğa geçtiği için bu hastalıklar nesilden nesile aktarılır. Şu aşamada bu hastalıklar için bir tedavi bulunmasa da günden güne genlerin mekanizmaları keşfedilmeye devam ediliyor ve şu an ulaşılması, dokunulması imkansız görünen genlerde kendi isteğimizle değişik yapılabileceği düşünülüyor.

2020 yılında Nobel Kimya ödülüne layık görülen “CRISPR-Cas9” projesi yakın zamanda bu düşüncelerin gerçeğe dönüşebileceğinin kanıtıdır. Daha önceki genetik manipülasyon tekniklerinden daha hızlı, daha ucuz ve doğruluğu daha yüksek olduğundan bilim dünyasında büyük ilgi gören bu projenin sistemi DNA’da mutasyona yol açan iki önemli molekülden oluşur. Bunlardan biri genomun belirli yerlerinden iki DNA iplikçiği keserek DNA parçalarının eklenip çıkarılmasını sağlayan Cas9 adlı bir enzim. Diğeri ise Cas9’un genomun istenilen noktasını kesmesi için ona rehberlik eden, RNA’nın bir parçası olan Rehber RNA’dır. Hayvan hücrelerindede kullanılması sağlanacak şekilde uyarlanan CRISPR-Cas9’a benzer bir sistem de bakterilerde bulunur. 

Bu sistem dışında bilim insanları genler ve genin işlevleri hakkında bir sürü çalışma yapıp birçok sonuca ulaştı. Mutasyon yaratmak için ışınım veya kimyasallar kullanıldı fakat CRISPR-Cas9’un olanak sağladığı gibi ışınım ve kimyasallarla mutasyonun genomun hangi bölgesinde olacağı kontrol edilemiyordu. Tam da bu yüzden CRISPR-Cas9 ile genetik bileşeni olan hastalıkların tedavisinin sağlanılacağı düşünülüyor. Fakat üreme hücreleri üzerinde gen düzenlemesi yapmak birçok ülkede yasak olduğu için yapılan uygulamaların çoğu bedensel hücrelerin genomlarında gerçekleşmekte ve kalıtsal hastalıklara ilişkin projelerle ilgili tartışmalar sürmektedir.

CRISPR-Cas9 sistemiyle her ne kadar büyük bir ilerleme katledilmiş olsa da normal, günlük bir kullanımının olması için daha zaman varmış gibi görünüyor. Ben de birçok bilim insanı gibi zamanı geldiğinde kanser gibi şu an bir sürü insanın hayatını zehir eden ölümcül hastalıkların tedavisinde büyük pay oynayacağına ve insanın kendi genleriyle oynayabilmesinin getirdiği güçle dünyada büyük bir değişim yaratacağına inanıyorum.

(Visited 17 times, 1 visits today)