Gerçek Aşıklar Buluşabilir Mi?

Sabah yeni çıkmış sıcacık ekmekleri kaçırmamak  için üstüne ince ceketini alıp ayakkabılarını hızlıca giyip yürümeye başladı. Hava artık ısınmış olduğu için ceketini almasına da pek gerek yoktu gerçi, elinde taşıdı fırına giden yol boyunca. Normalle annesi dışardan sipariş etmeyi tercih ederdi, genel olarak her şeyi, fakat Utku yürümeyi tercih ederdi hep. Durum böyle olunca da annesinin söyleyecek bir şeyi olmuyordu, izin veriyordu ve Utku her yere yürüyordu. Durmadan yürürdü o.

O sabah insanları izledi. Kendini onların yerine koydu. Başka biriymiş gibi davrandı. Yapıyordu arada böyle şeyleri, eğlendiriyordu onu değişmek. Farklı olmayı severi. Tabii çoğu zaman ‘farklı’ olduğu için insanlar onu pek beğenemiyordu. Neredeyse hiç yakın arkadaşı yoktu ama bunu dert etmiyordu. Yalnızlığı en değerli şeyi olarak görürdü hep. Yalnız olmaya mahkum kalıp da sevincini yitirmemeyi… Gün içine konuştuğu kişiler vardı aslında, konuştuğu şeyler. Ruhlarla konuşabiliyordu. Bunu fark ettiğinde henüz dokuz yaşındaydı. Buradaki tek sıkıntı, bunu kimseyle paylaşamıyor olması. Aslında içten içe çok istiyor bunu annesiyle paylaşmayı ancak kendisini deli yerine koymasından çok korkuyor. Yürümeyi sevmesinin bir sebebi de, dolaylı yoldan, ruhlarla konuşabiliyor olması. İnsanlardan ve onların yargılayan bakışlarından olabildiğince uzağa gidip o ruhlarla sohbet etmek ona en çok zevk veren şey bu hayatta. Hepsini de seviyor değil, zevk alıyor dendiğinde yanlış anlamayın şimdi. Bayağısından hiç mi hiç haz almıyor. İnsanlarla normal bir iletişim halinde olmakla aynı şeye geliyor, bu ruhlarla konuşma işi onun için. Uzun bir süredir onlarla konuşabildiğinin farkında olduğu için çok fazla ruh tanıyor Utku. Yeni yeni hikayeler, heyecan ve bazen de hüzün dolu hayatlar hayatlar dinlemek onu çok mutlu ediyor.

Arasından birkaçıyla çok yakın arkadaşlar. Nedense ruhlar ona yargılayıcı bir gözle bakmıyorlar, Utku’yu olduğu haliyle kabul ediyorlar ve onu çok seviyorlar. Öldükten sonra gelen bir şey galiba, insanları değiştirmeye çalışmak yerine kendi halleriyle sevebileceğini görmek. Bu arkadaşlarıyla onlar hayattayken tanışmış olamamaları onu çok üzse de birlikte farklı yerlere yürümeye gidiyorlar ve her seferinde daha farklı, daha güzel manzaralar bulmayı başarıyorlar. Utku’nun hayatının bu noktasına kadar en üzüldüğü zaman ruh arkadaşlarından birine, Nilsu’ya aşık olduğunu fark ettiği zamandı. Asla gerçek olmayacağını bilmesine rağmen her gün yatarken ve kalkarken Nilsu’nun bir şekilde hayata geri dönmesini diliyordu. Onun o kıvırcık kısa saçlarını ve pembe dudaklarını kanlı canlı halde görmeyi her şeyden çok istiyordu. Onunla el ele tutuşabilmek, ona bir kere olsun dokunabilmek için kim bilir neyini vermezdi.

Bir gün yine okul çıkışı ruhlarla yeni yerler keşfetmeye çıktıklarında Utku bir şey fark etti. O gün Nilsu eskiden hiç olmadığı kadar renkli ve canlı gözüküyordu. Canlı gözüküyordu? Ufak bir tepeciğe oturdular. Nilsu ‘İçecek isteyen var mı?’ diye sordu. Utku ‘Lütfen…’ diye cevap verdi. Nilsu yanlarında getirdikleri sepetten soda çıkarttı. Sonra bir mucize oldu. Bir el usulca Utku’nun omzuna dokundu.

 

(Visited 5 times, 1 visits today)