Giza’nın Derinliklerine

Telefonun çalmasıyla irkilerek uyandım. Gecenin bu saatinde birinin beni araması hayra alamet değildi. Arayanın Delmar olduğunu görünce bu seferki olayın çok büyük bir şey olduğunu anladım . Telefonu açınca Delmar’ı azarlamaya fırsat bulamadan Mısır’da olan bir cinayetin detaylarını dinlemeye başladım. Bir süre sonra yorulduğum için detayları Mısır’a gelince dinleyeceğimi belirtip eşyalarımı sırt çantama koydum ve havaalanına gitmek üzere taksiye bindim.

Kahire’ de hava inanılmaz sıcaktı önüme çıkan ilk deveciden bir deve kiralayıp piramitlere doğru yola koyuldum. Yarım saat sonra Giza Deltası’nın içindeydim. Koşar adım ilerleyerek polis bölgesine girdim. Delmar beni görür görmez yanıma geldi ve ” Hoş geldiniz Bay Houfman demek isterdim ama burada hiç hoş şeyler olmuyor.” diyerek konuşmasına başladı. Kısa bir konuşmanın ardından İspanyol bir turistin Giza Piramidi’nin içinde ölü bulunduğunu öğrendim. Fakat garip olan şey ,şimdiye kadar kimse bu piramide giriş yolunu bulamamışken bu kadının bulması. Ortada çözülmesi gereken bir sürü soru vardı : Bu kadın kim? Girişi nasıl buldu? Onu kim öldürdü? … Ben bunları irdelerken bir anda büyük bir kum fırtınası çıktı , rüzgâr kum taneleriyle yüzümü kamçılarken piramidin içine doğru giden siyah bir silüet görür gibi oldum. Aradan çok zaman geçmeden aynı silüet piramitten çıktı ve atına binip gitti. Kum fırtınası dinince doğruca cesedin yanına gittim ve silüetin ne almış olabileceğini düşünmeye çalıştım. Neyse ki fırtına piramidin içine girmediğinden yerde ayak izleri duruyordu. Çantamdan çıkardığım feneri yakıp piramidin içinde izleri takip etmeye başladım. Aşağı katlara inerken duvarda bir yazı ve resim görünce onları incelemeye karar verdim. Anladığım kadarıyla altın bir kase resmi vardı ve yanında da eski Mısır dilinde bir şeyler yazıyordu bunun içinden çıkamayacağını düşünüp dışarıdaki arkeologları çağırdım. Onların incelemesi üzerine kasenin içine dökülen sıvının altına dönüştüğünü keşfettik. Ve silüetin ne aldığını anlamış olduk. Bir kat daha aşağı inince kasenin olması gerektiği yerde bir düzenek gördük. O sırada ölen kadının delil poşetinde bulunan telefonu çalmaya başladı. Ben “Sakın o telefonu açma! ” demeye kalmadan arkeolog çağrıyı yanıtladı. Telefonu açar açmaz düzenek harekete geçti ve tepedeki aslan büstlerinin ağzından sular akmaya başladı. Can havliyle yukarı doğru koştuk ve piramidi terk ettik neyse ki kimseye bir şey olmadı. Bu şekilde katilin amacının sadece kaseyi almak olmadığını kase hakkında bilgisi olan kişileri de öldürmek isteğini anlamış olduk.

Polisler sayesinde karaborsa veritabanına ulaştık ve son 6 saat içinde satılan ürünleri inceledik. Çok efor sarf etmeden kaseyi bulduk ve ayrıca satan kişinin adresini de. Düzenlenen operasyonla adam yakalandı ve yapılan sorgu sonrasında kaseyi birinin emriyle çaldığını ve hiçbir bilginin öğrenilmemesi için de herkesi öldürmekle görevli olduğunu anlattı. Bir hafta sonra ise cinayet işlemekten ve sanat eseri hırsızlığından müebbet hapis cezası istemiyle yargılandı.

(Visited 35 times, 1 visits today)