Güncel Türk ve Yabancı Yazarların Farkları

Merhabalar sevgili okuyucular! Umarım çok güzel bir gün geçiriyorsunuzdur. Bugün sizlerle güncel yabancı ve güncel Türk yazarlar arasındaki belirgin farklar hakkında düşüncelerimi paylaşacağım. Tabi bu yazacaklarım sadece benim düşüncem. Amacım eleştirmek değil, sohbet etmek ve sizlerin de benim gibi düşünüp düşünmediğinizi anlamak.
Bizler toplum olarak okumayı sevmiyoruz. Kitap okuyacağımız zaman ise nerede saçma bir aşk kitabı veya anlamsız bir aksiyon kitabı var gidip onu alıyoruz. Hadi diyelim toplumumuz cahil, sadece aklını gün içinde yaşadığı olaylardan uzak tutmak için kitap okuyor. Kafa yorup yeni bir düşünceyi veya akımı anlamak istemiyor. Peki ya buna müsaade eden hatta malzeme veren yazarlarımıza veya daha noktalama işaretini nasıl kullanacağını bilmeyen insanların kitaplarını yayımlayan yayınevlerimize ne demeli? Tanzimat döneminde yapılan hatanın tam tersini ama bir o kadar da daha tehlikelisini yapıyorlar. Bu sefer halkı dışlamıyor, halk okuyor diye ruhlarını şeytana satıyorlar. Çıkarcı bir yaklaşım izleyip ne para ediyorsa onu yazıyorlar. Aslında onları da suçlamamak lazım. Bir yazar için para kazanması en zor ülkelerden birinde yaşıyoruz. Ama bunların hiçbiri gerçek bir yazar için engel olmamalı. İşte tam burada okuduğumuz kişinin gerçek bir yazar olup olmadığını nasıl anlayacağımız sorusu devreye giriyor. Gerçek yazardan kastım toplumunu yönlendiren, bilgilendiren, araştırmacı ve objektif olan bir yazar. En azından benim için gerçek yazar bu özelliklere sahip olmalı.
Şimdi siz bana yabancı yazarlar çok mu mükemmel diye sorarsanız size şöyle cevap vereyim. Hayır değiller. Bizim yazarlarımızdan fazla bir farkları yok aslında. Tabi daha özgür ve toplumları tarafından saygı duyulan bireyler olmaları dışında. Onlarda da popülizmin getirdiği bazı yanlışlıklar da yok değil. Mesela basılan tüm kitapları film yapma merakı… Bence bir kitabı film yaptığın zaman hem yazara hem kitabı okuyanlara hem de karakterlere haksızlık yapmış oluyorsun. Bir kitabın karakterleri kişiye özeldir. Evet, hepsinin dış görünüşü ve kişiliği yazar tarafından yaratılmıştır ama karakterin içinde bulunduğu duyguya hayat veren, karakterin mutlu olmasıyla tebessüm eden hayal kırıklığıyla ağlayan, kendince karaktere destek olmaya çalışan, onu tek anlayan, kendinden bir parça katıp o kitabı özel kılan okuyucudur. O karakteri tek bir kişinin mimikleriyle, ses tonuyla, duruşuyla, duygularıyla, bakışlarıyla sınıflandırmak okuyucuya bir hakarettir. Günlerce kitabı okuyarak, düşünerek, anlayarak karaktere gönül veren bir okuyucu ile hayatının önemsiz bir-iki saatini ayırıp sadece kafa dağıtmak için o filmi izleyen izleyici bir olmamalı, olamaz da!
Hem Türk yazarlarımızın hem de yabancı yazarların düştüğü bir hata da özgün değil; özenti olmaları. Belki ben yazarları gözümde çok büyütüyorum, belki de olması gereken böyledir; bu biraz tartışılır ama yine de eğer bir yazarın kendine özgü bir kurgusu, bir anlatım tarzı, bir olay örgüsü yoksa o yazar daha yazar olmamış demektir. En acısı da bu değil mi zaten? Aslında çok şey bilmek ama kısa zamanlı çarpıcı bir başarı için aptalı oynamak. Ve işte tam burada yine başladığımız yere geri dönüyoruz.
İyi bir yazarın önünde sadece iki seçenek var aslında. Yazar kendisi olup günün birinde yazdığı eserin bir klasik olmasını bekleyerek tarihe geçme ihtimalini mi değerlendirecek? Yoksa özenti olup bir haftada yılın en çok okunan kitaplarından birinin yazarı olarak kitap turnesine çıkıp hayranlarıyla fotoğraf mı çekilecek? Karar sizin!

(Visited 183 times, 1 visits today)