Hakikat Defteri

Kesilen nefesime aldırmadan koşuyordum. Tüm vücudum görmüş olduğum şeylerin etkisiHakiyle titriyordu. Saatlerdir ne bir şey yemiş ne de içmiştim. Bacaklarım güçsüzleşmiş, soluklarım düzensiz bir hal almıştı. Biliyordum, sonum gelmişti. Buna rağmen koşuyordum. Kalbim pes etmesine rağmen vücudum savaşıyordu. Ruhumu yarı yolda bırakmıyordu bedenim. Yaşayacağıma dair en ufak bir umut yokken bir yalandan güç alarak ilerliyordum. Uğruna öleceğim şey beni üzmüyordu, belki haftalarca bulunamayacak, bu ıssız ormanda çürüyecek cesedim kızgın değildi. Pişman değildi kalbim son dakikalarım bunlar olduğu için.

Ben, hayatını bilime ve gerçeklere adamış bu kız, beni öldürecek şey içimi ürpertse de ölümden korkmuyordum. Cep defterimi çıkardım ve adımlarım hızla seyrederken okunaklı bir biçimde yazmaya çalıştım. Bilim adına ölüyorsam arkamda bir şey bırakmalıydım değil mi? Benden sonra bu savaşı devam ettirecek olanlara yardım etmeliydim. “  Her şey üç saat önce başladı…

Suratımda aynı gülümseme ile aynı araştırma alanına girmiş, aynı insanlara selam vermiştim. Hayatımda gördüğüm en iyi yürekli insanlardı onlar, sahip olduğum tek ailem, yanlarında kendim gibi olabileceğim tek insanlardı. Ancak gergin bir hava hakimdi alana. Yöneticiler koşturuyor, insanlara bağırıyor ve emirler yağdırıyorlardı. Yaptığımız işin illegal olduğu düşünülürse şaşılacak bir durum değildi. İki aydır devasa ağaçlarla çevrili bu ormanda gizlice devam ediyorduk askeri inzibatın bizden durdurmamızı emrettiği bu projeye. Aylarca süren oldukça detaylı bir plan sonucu yıllarca bu ülkeyi esaret altında bırakan bir yaratık türünün iki örneğini yakalamayayı başarmıştık. Üzerlerinde çeşitler deneyler yapmış, bilgi edinmeye çalışmıştık. Deneklerden biri kimliği bilinmeyen birisi tarafından öldürülene kadar her şey iyi gidiyordu. Zaten işlerimizi sabote etmeye yer arayan inzibat, olaya el atmış ve araştırmalarımızı durdurmuştu. Ancak emri altında çalıştığım kişiler bunu kabullenememiş, özel bir takım kurarak araştırmalarını buraya taşımışlardı. Onca riski atlatıp oldukça güzel bir üs kurmuştuk. Takım kaptanım sertçe adımı söyleyip beni çağırınca koşarak yanına gittim. Bana ayrılmamız gerektiğini, içimizden birinin yerimizi ifşa etmiş olabileceğini söyledi. Kendi kendime birinin neden böyle bir şey yapacağını anlayamadığımı mırıldanırken bana cevap verdi.

— “İki farklı insan vardır:gerçeği bilmek isteyenler ve yalana inanmak isteyenler.” Bu sözü biliyor musun? İşte öğrenecekleriyle yüzleşecek cesareti olmayan insanlar yapar bunu. Gerçekliği görmezden gelirler ve hayallerinde yarattıkları, her şeyin düzgün olduğu o dünyada yaşarlar. Çoğumuzun sorunu bu değil mi zaten? “Televizyonda gördüm, demek ki gerçek. “ Hiçbir şeyi sorgulamadan başkalarının yalanlarına inanır çoğu kişi. Çünkü yalanlar tatlı ve güzeldir. Doğrular ise acı ve korkunç.

Arkadan gelen silah sesleri konuşmamızı böldü. Geç kalmıştık, etrafta en az yirmi silahlı adam vardı. Bu kaosun içerisinde kimse yaratığın kaçmasını engelleyememişti. Kimileri yaratığın pençelerinin kurbanı olurken kimilerinin hayatını da cahilliğin kurşunları sonlandırıyordu. Etraf kan gölüne dönmüştü. Adeta yere kenetlenmiş, birkaç dakika önce yüzlerine baktığım insanların cesetlerine bakıyordum. Gözlerimden akan yaşları engelleyemiyordum. Arkama bakmadan kaçmaya başladım. Ne vurulmak ne de bir yaratığa yem olmak istemiyordum. Sanki dünya anlamını yitirmişti. Az önce sahip olduğum tek insanları kaybetmiştim.”

İşte bulunduğum yere böyle geldim.Hava kararıyor, koşmak daha da zor bir hale geliyordu. Belki de pes etmenin vakti gelmişti artık. Bir ağacın dibine çöküp nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım. Hiç durmadan koşsam bile en yakın yerleşim yerine ulaşma iki günüme alırdı. Vücudumun bunu kaldıramayacağını biliyordum. Son kez defterimi araladım. Dağınık ve okunaklı olmayan sayfaları gözden geçirip kalemi tekrar elime aldım.

“ O insanları, bir canlının yüreğindeki korkunun sebep olduğu panik öldürmedi, insanların silahından çıkan kurşun öldürdü. İnsanoğlu en tehlikeli yaratıktır. Kendi canavarlarının esiri olmuş bir grup, kan dökerek barışı sağlamaya çalışıyor. İdealler değildir barışı sağlayan. Savaş değildir6, dökülen onca kan değildir. Barış, feda edilen onca kişinin üzerine inşa edilir. Ne barışı sağlayanlar kahramandır burada ne de yenilen taraf. Cansız bedenlerinin çiğnenmesine izin veren onca masum insandır bu hikayenin kahramanları. Umarım böyle anılacak kadar katkım olmuştur insanlığın merhametsizliğinin kölesi olmuş bu dünyaya.”

Defteri kapadım ve birinin bulmasını ümit ederek arkama koydum. İşte şimdi tüm benliğimle pes etmiştim. Bedenim iyi savaştığımı söylüyor, kalbim ise yetersiz olduğumu iddia ediyordu. Artık bir önemi var mıydı ki bunun? Gözlerimi kapattım ve tüm düşüncelerimden arındım. Yıllar sonra ilk defa huzurlu hissediyordu bedenim. Belki bende acı gerçekliğimden uzaklaşıp tatlı yalanlarıma inanmaya başlıyordum şimdi. Çünkü böylesi daha cazip geliyordu.

(Visited 52 times, 1 visits today)