Fantasy 1024-768

Hayal Ettiğimiz Kadar Olabiliriz

Atlıkarınca Köyü, Yozgat’a yaklaşık altmış kilometre uzaklıkta, seksen hanede çoğunlukla yaşlıların yaşadığı, kavak ağaçları dışında yeşilin görülmediği tipik bir Anadolu bozkır köyüdür. Köye ulaşım toprak bir yoldan yapılmaktadır. Köyde yaşayanlar çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Köyde birkaç traktöre, her geleni kızgınlıkla karşılayan çoban köpeklerine ve sakin sakin otlayan eşeklere rastlayabilirsiniz. Köyün yaşlıları, eskiden köylerinin çok kalabalık olduğunu, şimdi sadece temel taşları kalan yerde çok güzel bir okullarının bulunduğunu derin bir iç çekerek anlatırlar. Bu, Atlıkarınca köyünde yaşamış olan Halil’in hikayesidir.

Halil henüz yedi yaşındayken anne, babası ve kardeşleri bir trafik kazasında öldüğünde Atlıkarınca Köyü’nde dedesi Şerafettin ve anneannesi Güllizar’a teslim edilmiş. Halil eğitimine köye yakın Kelebek Beldesi’nde taşımalı sistemle tanışarak başlamış. Yaşadığı trajedi ile birlikte nerdeyse hiç çocuğun olmadığı bu köy çocuk ruhunu az bunaltmamış ama her seferinde anneannesi ve dedesinin derin sevgisi, nasırlı elleriyle öpüp koklayıp bağırlarına basmaları onu hep diri ve canlı tutmuş. Daha anne baba şefkatine, kardeş sevgisine muhtaç olduğu bir dönemde başına gelenler çok üzmüş ama yaşadıkları da bir o kadar erkenden büyütmüş Halil’i.

Eğitime başlamasıyla arkadaşları da olmuş. Okulundan, öğretmenlerinden, köyünden ve yanında yaşadığı büyüklerinden sürekli bir şeyler öğrenmiş ve hayaller kurmuş. Köyünden öyle önemli bir meslek sahibi bir elin parmaklarını geçmeyecek kadarmış. Kafasına koymuş Halil doktor olmayı. Hep bununla ilgili hayaller kuruyormuş. Eğitimine bir başlıyor, hep derecelerle bitiriyor sınıflarını, üniversite sınavında birinci sıraya yazdığı Hacettepe Tıp Fakültesini kazandığını ve doktor olarak mezun olduğunu hayal ediyormuş. Sonra gözünü açıp yaşadığı yeri şöyle bir süzüp daha ders çalışacağı bir masasının olmadığını gördüğünde bir karamsarlık çöküyormuş üstüne ama hemen silkinip kendine geliyor, basit ve çözülebilir şeyleri gözünde büyüterek hayallerimi yarım bırakamam diyormuş.

Okuldan köye döndüğünde kendini çok yalnız hissediyor, zamanın yavaş ilerlediğini, her şeyin sanki kendini tekrarladığını düşünüyormuş. Ama aklına hemen hedefi ve hayalleri geliyor, atıyormuş üstünden karamsarlığı. Bazen hemen büyümek istiyormuş hayallerine kavuşmak için. Dedesinin ve anneannesinin kısıtlı olanakları hayallerine engel olabilir mi diye düşünüyormuş nadiren. Onların sevgisi, özverisi ve sempatiklikleri gözünün önüne geliyor, yapabileceklerinin en iyisini yaptıklarını bildiğinden kendinden utanıyormuş bunları düşündüğü için. Kıyafetlerinin biraz eski olması, masa yerine dedesinin kavak ağacından yaptığı derme çatma mini masada ders çalışması güç vermeye bile başlamış kendisine. Halil artık çabuk sonuç elde edemese de bıkmamayı, çevresinde bulunan insanların görüş ve tavsiyelerini dinlemeyi çoktan öğrenmiş. Hayal dendiğinde ona ulaşmanın çok zor olduğunu biliyormuş artık. Hedefine ulaşmada zorlukların, düşüp kalkmaların hep olduğunu ama her seferinde başka bir yol bularak yoluna devam ettiğini yaşayarak öğrenmiş. Çoğu zaman yapmak istediği şeyin ya araçları ya da yönteminin değiştiğini görmüş, hedefine giden yol en kısa yol olmamış ama hedefinden de sapmamış. Halil, girdiği üniversite sınavında büyük bir üniversitenin tıp fakültesini kazanmış, Hacettepe Üniversitesi’ni küçük bir puan farkıyla kazanamamış. Şerafettin ve Güllizar’ın sevincini gördükten sonra aslında hedefine ulaştığını anlamış, başarısını kaybettiği ailesine adamış.

Bir hayale ve hedefe ulaşmak için bir şeyden vazgeçmek, zaman kaybetmek anlamına gelmez.

Kaynakça:

https://theimaginativeconservative.org (Metindeki görsel)

http://thewhynot100.blogspot.com (Öne çıkan görsel)

 

(Visited 110 times, 1 visits today)