İçimi Saran Karanlık

Bir sonbahar akşamı sokak lambaları ve sarı yapraklar eşliğinde kulaklıklarım takılı yürüyordum. Sakin bir şarkı arkadaşlık ediyordu bana bu kısa yolculuğumda. Sanki hüznümü anlıyordu dünya. Bir süre daha yürüdükten sonra eve varacaktım.

Sinirlenince, üzülünce, mutsuz olunca; kısaca negatif duygular ruhumu ve bedenimi ele geçirince dışarı çıkmak isterim genellikle. Hava almak isterim. Belki kısa bir yürüyüş, belki balkonda geçirilen dakikalar… Bu tür şeylerin bana ve de tüm insanlara iyi geldiğini düşünüyorum. Düzenli ve bilinçli şekilde nefes alıp vermek bizi dinginleştirir.  Bu yüzden severim dışarıda olmayı, havayı içime doldurmayı. Ve işte yine kendimi dışarı attım.

Hızlıca ayakkabılarımı giyip kapıdan dışarı attım kendimi adeta. Kulaklıklarımı takıp kendimi izole ettim ve yürümeye başladım. Olabildiğince nefesime toplamaya çalışıyordum dikkatimi, olumsuz duygulardan sıyrılıp onları bir kenara atabilmek için. Birkaç dakikanın ardından bunu en azından kısmen yapabilmeye başlamam gerekirdi, ama öyle oldu. Kafamın içindeki sorular beynimi kemiriyordu. O normalde bir kenarda sessizce kendi kendine oturan kız çığlık çığlığa beynimin duvarlarını tırmalıyordu şimdi. Nefesime daha çok odaklanmak istedikçe düşüncelerim daha çok rahatsız etmeye başladı. Daha çok sinirlendim, daha çok üzüldüm… Gittikçe güçleşiyordu dikkatimi toplamak, odaklanmak. Sert bir şekilde kulaklıklarımı çıkarmakla sonlandı bu nefese odaklanma çabası. Etrafta yürüyen iki üç kişi garipseyerek baktı ama birkaç saniyenin ardından yollarına devam ettiler. Bir bank bulma çabasıyla yürümeye devam ettim. Karşıma bir bank çıkıverdi, belki de ben onu fark etmemiştim. Oturup biraz soluklanmak istedim. Bu arada saati merak edip telefonumu cebimden çıkardım ve ekranı açtığımda benimle yüz yüze geldi bir sürü cevapsız arama, bir sürü yanıt bekleyen mesaj…

Normalde gerçekten nasıl olduğumuzu öğrenmeye bile çalışmayan, merak etmeyen insanların bize bir şey olunca takındıkları bu “sahte endişe” beni delirtiyordu.  Banka sakinleşmek üzere oturmuştum ama gördüğüm bu yapmacık davranışlar, mesajlar benim daha çok sinirlenmeme sebep oldu. O yüzden yürümeye devam ettim. Tekrar taktım kulaklıklarımı. Yavaş yavaş yürüyordum, sıkılmış ve de bunalmış bir halde. Bu benliğimi kaplayan karamsarlığı söküp çıkaracak hiçbir şey bulamıyordum.

Bu derin çukurda kendimle çatışırken bir mucize oldu. Bir el usulca omzuma dokundu. Beyaz bir ışık süzmesi vardı, onun ne yüzünü ne kıyafetlerini görüyordum. Bana dokunduğu an içimde bir şeyler hareketlendi. Sanki yüzüme vuran ışık içime de vurmuştu. Neşelenmiştim birden bire. Tam kim olduğunu soracakken yok oldu birden. Daha ne olup bittiğini anlamamışken gelen o tuhaf, aydınlanmış, neşeli his de gidiverdi. Kafamın daha çok karışmasına, kafama daha çok soru doluşmasına, içimi kapkara bir bilinmezlik kaplamasına kocaman bir yol açmıştı bu tuhaf, gizemli ve hatta biraz da ürpertici olay. Hiçbir şey olmamış gibi yoluma devam ettim.

Bir sonbahar akşamı sokak lambaları ve sarı yapraklar eşliğinde kulaklıklarım takılı yürüdüm. Sakin bir şarkı arkadaşlık etti bana bu kısa yolculuğumda. Sanki hüznümü anlamıştı dünya. Bir süre daha yürüdükten sonra eve vardım.

(Visited 13 times, 1 visits today)