İnanç ve Sorgulama

    İnanç kavramı çok geniş olduğundan anlaması da bir hayli zordur. Fakat kısaca bahsetmek gerekirse inanç; insanın hayatı anlamlandırmasını sağlayan bir araçtır. İnsan, hayatını daha anlamlı bir hale getirmek için inanmalıdır. Yaptığı şeylerin doğru veya yanlış oluşunu inandığı şey üzerinden değerlendir ve doğru yolu bulur.
   İnsan, aklı ve düşünme yeteneğinin dışında duyguları olan bir varlıktır. Bu duygular, insanın kendinden daha güçlü ve biligi gördüğü yaratıcının varlığını kabul etmeye yönlerdirir. Peki insanlar neden inanır? İnsanın inanç sisteminin merkezinde güvenilir bir yere ait olma duygusu yatar. Hayatta kalma içgüdüsü ile korkularından kaçarak bir şeye sığınır. Bu sığınılan şey de inançtır. Tanrı, peygamber, kutsal kitap, cemaat farketmeksizin istenilen şey ona inanmak ve “itaat etmektir” . Bunun karşılığında vaadedilen şey ise sonsuz güvencedir. Ayrıca inanç denilen şey sadece dini bir şey değildir. Örneğin siyasi görüş de bir inançtır, felsefi öğretiler de, akımlar da… Konu her ne olursa olsun insan buna körü körüne bağlandığında kendi düşünme yetisini kaybeder, hayatı algılayamamaya başlar.
   Kişi seçimini kendine uygun bulduğu şey üzerinden yapar. Ona daha doğru gelen şeye inanır ama bazen de bu inanç bizi eline geçirip köleleştirebilir. Nasıl mı? İnsan ne zaman inandığı şeyin tamamen doğrularına odaklanıp kötü yanlarını görmezden gelmeye başlarsa kölelşmeye başlar. Her ne kadar inanç içgüdüsel bir duygu olsa da insan inanırken hâlâ kendi düşüncelerini savunmaya devam etmelidir. Çünkü bir yerden sonra inanç duygusu bireyi öyle bir eline geçirir ki yapılan her ne olusa olsun insana doğru gelir. Bir düşünceye, inanışa körü körüne bağlanmak insanın özgür düşünmesine engeldir . Sadece bir inanışın, öğretinin penceresinden değil diğer görüşlerin bakış açısından da bakabilmelidir insan.
   Örneğin; genelde toplumlar yeni nesillere, o coğrafyanın inanışlarını dayatır. Bu zamana kadar diğer düşünce yapılarıyla tanışmadan sadece tek bir düşünce biçimiyle büyümüş insanlar da hayatları boyunca bu düşüncelere katı bir şekilde bağlı kalırlar ve köleleşirler. Fakat olması gereken tüm düşünce yapılarını ve inanışları sorgulayıp ondan sonra bir sonuca varmaktır. Bütün inançlar ve düşünceler çok uzun yıllar içersinde oluşmuştur. Hiçbir düşünce yapısı mutlak doğru veya mutlak yanlış olamaz. Bütün düşünce yapılarının içinde barındırdığı doğrular vardır. Dolayısıyla tüm inanışları araştıran kişiler bu inanışlardan bazı doğrular öğrenebilirler. Bunu araştıran kişiler kabul etmeseler bile diğer inançlara ve düşüncelere karşı her zaman saygılıdırlar. Bunu yapamayan ve sadece tek bir düşünce yapısı içinde kapalı kalmış olan insanlar ise diğer düşünceleri çok katı bir şekilde reddederler hatta düşman ilan ederler.
   İnsan hiçbir zaman inançlarından ve düşüncelerinden mutlak emin olmamalıdır. Evrensel bir düşünme ve sorgulama yetisine sahip olmalıdır. Bunu başardığında ise kendini, hayatı ve evreni daha iyi anlamlandırabilir.

(Visited 48 times, 1 visits today)